Sanatta Eleştirel Düşünce - Sorularla Öğrenelim
Sanatta Eleştirel Düşünce - Sorularla Öğrenelim
Ünite 1
Soru: Toplumsal Gerçekçilik Kuramı’nın kurucu düşünürleri kimlerdir?
Cevap: Toplumcu gerçekçiliğin temellerini Karl Marx atmıştır. Engels ve Plehanov gibi düşünürler de bu temele eklentiler yaparak devam etmişlerdir. Marksist kuramcılar bütün toplumların evrimleşerek komünizme varacağını düşünerek sadece komünist toplumlar için geçerli kuramlar ortaya koymuşlardır. Lukacs ise komünist toplumlar için geçerli olan kuram ve komünist olmayan diğer toplumlar için geçerli olan Toplumsal Gerçekçilik Kuramını oluşturmaya çalışmıştır.
Soru: Sanatçıyı merkeze alan Anlatımcılık Kuramlarının ilk temsilcisi nedir?
Cevap: Sanatçıyı merkeze alan Anlatımcılık Kuramlarının ilk temsilcisi Romantizm’dir. Romantizm kuramının temsilcilerine göre sanatın en önemli özelliği duyguları anlatmasıdır.
Neo-Klasisizmin katı kurallarına, kuruluğuna ve burjuva kapitalist sistemine tepki olarak doğan Romantizm, sanatçının yaşantısına yönelmiştir.
Romantizm XVIII. yüzyılın sonunda İngiltere ve Almanya’da, daha sonra XIX. yüzyılda Fransa, İtalya, İspanya ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Avrupalı bir sanat ve edebiyat akımıdır.
Soru: Yapısalcılığın önemli temsilcileri kimlerdir?
Cevap: Yapısalcılık Antik Yunan’da ortaya çıkmış ve yüzyıllardır fen bilimlerinde uygulanmakta olan bilimsel bir araştırma, inceleme yöntemidir. Yapısalcılığı sosyal bilimler alanında ilk kullananlar; Karl Marx, Sigmund Freud, Levi- Strauss, Ferdinand de Saussure ve Jacques Lacan’dır.
Soru: Değerlendirme yöntemleri nelerdir?
Cevap: Değerlendirme yöntemleri dört kısımda gruplanabilir:
1. Değer Atmak
2. Değer Yüklemek
3. Değer Biçmek
4. Değer Saptamak
Soru: Değer saptamak; bir nesnenin veya durumun gerçek ve doğru değerini bulmak hangi evrelerden oluşur?
Cevap: 1. Tanıma - Anlama – Kavrama: Bir şeyin-nesnenin değerini saptayabilmek; doğru, gerçek değerini bulabilmek için öncelikle onu düşünsel temelde anlamak, tanımak, kavramak gerekir.
2. Yerini Belirleme: Değerini saptamaya çalıştığımız şeyi-nesneyi kendi alanı içinde bir yere, sıralamaya yerleştirme, o alan içindeki yerini bulmaya çalışmaktır.
3. Önemi – Getirisi – Özgün Değeri: Bir yapıtın önemini; böyle bir yapıtın
yaratılmasının insan için, dünyamız için anlamının ne olduğunu göstermek; bu olanakların etik değerler bakımından anlamının ne olduğunu göstermektir.
Soru: Eleştiri teriminin genel kullanımındaki iki farklı anlam nelerdir?
Cevap: 1. En geniş anlamında eleştiri, sanatın yahut edebiyatın incelenmesi, tartışılması,
değerlendirilmesi, yargılanması işidir.
2. Edebî bir eser yahut bir sanat eseri üzerine verilen hükümdür.
Soru: Eleştiri tarihinin belli başlı düşünürleri kimlerdir?
Cevap: Antik Yunan düşünürleri Sokrates, Platon, Aristoteles’ten başlayarak tarih boyunca eleştiri alanında eser vermiş belli başlı düşünürler arasında Theophrastus, Aristarque, Cicero, Horace, Quintilien, Sir Philip Sidney, Vasari,Descartes, Madame de Stael ve François Rene de Chateaubriand yer alır.
Soru: Eleştiri türleri nelerdir?
Cevap: Eleştiriyi ortaya konuluşu, ifade yöntemi ve yönelimi, işlevi açısından genel olarak farklı türlere ayırmak mümkündür.
Eleştirinin bilimsel bir edinim, eylem; inceleme, saptama, değerlendirme yöntemi olarak ortaya konuluşunun icrası açısından Sözlü Eleştiri ve Yazılı Eleştiri şeklinde ikiye ayrılması mümkündür. Eleştiriye bilimsel bir disiplin, alan, uğraş, meslek olarak bakıldığında İnceleme Eleştirisi ve ortaya çıkan sonuç açısından Yargılama Eleştirisi şeklinde gruplandırılabilir.
Soru: Bir şey-nesneyle bir özne-insan arasındaki inceleme, değerlendirme, saptama ilişkisi olan eleştiride; değerlendirmeyi yapan özne-insan-alıcı en genel anlamda bilgi ve birikim düzeyine göre kaça ayrılır?
Cevap: Bir şey-nesneyle bir özne-insan arasındaki inceleme, değerlendirme, saptama ilişkisi olan eleştiride; değerlendirmeyi yapan özne-insan-alıcı en genel anlamda bilgi ve birikim düzeyine göre ikiye ayrılır: sıradan özne-alıcı ve uzman alıcı-süje.
Soru: Croce genel olarak eleştirmen tiplerini kaça ayırır?
Cevap: Croce genel olarak eleştirmen tiplerini üçe ayırmaktadır. Bunlardan birincisi, sanat eseri karşısında keyfî davranan, sanatçıya konu vermeye, yol göstermeye kalkışan çoğu kez çağdaş sanattan hoşnut olmayan, geçmişe ve geleceğe ait olgular peşinde koşan tiptir. İkincisi sanat eseri karşısında kendine eğitici rol veren, sanata karşı egemen bir havaya bürünen, sanatın içindeki; güçlü, güçsüz, güzel, çirkin yanları ayıran, ölçüp biçen tiptir. Üçüncüsü ise öğretici, yorumlayıcı, halka sanat eserini tanıtan, eseri gidip görmeye ve okumaya teşvik eden tiptir.
Soru: Eleştirinin yaygın kullanılan alanları nelerdir?
Cevap: Eleştiri en çok kullanıldığı alan olan sanat dışında, bilim (fen ve
sosyal), spor ve medya alanlarında da yer bulmaktadır. Bilginin ve gerçekliğin peşinde koşan fen ve sosyal bilim alanları, yönelimleri ve yöntemleri farklı
olmakla birlikte eleştirel düşünceyle, var olan bilgi ve gerçekliği sürekli sorgulama ve yenilerine ulaşma, üretme çabasındadırlar.
Spor, insanın özellikle fiziksel, bedensel ve zihinsel kapasitesinin sınırlarını aşmaya dayalı bir etkinlik alanı olduğu için eleştiri de buna dönük yapılmaktadır.
Medya alanındaki eleştiri ve eleştirel düşüncenin ortaya çıkışı ise özellikle yazılı medyanın aktif kullanımıyla başlamaktadır.
Soru: Medya alanında yapılan eleştiriler hangi başlıklar altında toplanabilir?
Cevap: Medya alanında yapılan eleştirileri şu başlıklar altında toplamak mümkündür:
1. Medya alanı ya da aracının teknik ve teknolojik açıdan işlevini yerine getirme başarısının değerlendirildiği eleştiriler.
2. Medyanın doğru ve gerçek bilgi paylaşımının değerlendirildiği eleştiriler.
3. Medyanın bireyler ve toplumlar üzerindeki psikolojik etkileri üzerine eleştiriler.
4. Medyanın ideolojik yönlendirme ve etkilerine dönük eleştiriler.
5. Medyanın ahlaki açıdan etkilerine dönük eleştiriler.
6. Medyanın sanat ve estetik açısından eleştiriler.
Soru: Sanatta eleştiri ya da sanat eseri eleştirisi hangi konularla ilgilenir?
Cevap: Sanatta eleştiri ya da sanat eseri eleştirisi, bir sanat eserini ya da bir sanatçının veya bir dönemin sanat eserlerini toplu şekilde ele alarak belli bir doğruyu, belli bir gerçeği arama, bulma, değerlendirme ve yargıda bulunma çabasıdır. Bu çabalar tarihsel süreç içinde bulundukları dönemin sanat ve düşünce yapısına bağlı olarak süjelerin tutumlarına göre farklı yaklaşımlar, farklı eleştiri anlayışları ve eleştiri yöntemleri ortaya çıkmıştır. Genel olarak eleştiri yöntemleri şu şekilde gruplandırılabilir: Sanat dışı ögelerin sanat aracılığıyla aktarılmasını benimseyen
Sanat Dışına, Sanatçıya, Alıcıya ve Sanat Eserine dönük eleştiri yöntemleri ve de Sanat-Bilim alanlarının kullandığı eleştiri yöntemleri.
Soru: Sanat dışına dönük eleştiri olarak Yansıtma Kuramları hangi yaklaşımı benimser?
Cevap: Dış eleştiri ya da sanat dışına dönük eleştiri, sanat dışı bir olgu üzerine
kurulu eleştiri yöntemidir. Dış dünya ve gerçekliği eleştirinin merkezine oturtan ve bu gerçekliğin en iyi şekilde sanat aracılığıyla aktarılmasını savunan ‘Yansıtma Kuramları”dır. Yansıtma Kuramları, sanatçının gördüğümüz dünyayı, nesneleri, insanları elinden geldiğince onlara sadık kalarak yansıttığını ya da yansıtması
gerektiğini savunur. Bu anlayışa göre sanatçı bize hayatı ya da hayatın bir parçasını, bir yönünü, bir kesitini olduğu gibi gerçekçi bir yaklaşımla sunar.
Soru: Neo-Klasik Yansıtma Kuramı hangi görüşleri içerir?
Cevap: Batı’da sanatın yansıtma olduğu fikri, Rönesans’tan sonra tekrar canlanmış ve Neoklasikler Aristoteles’i izlerken onun görüşünü kendilerine göre birkaç şekilde
yorumlamışlardır:
1. Sanat genel tabiatın yansıtılmasıdır.
2. Sanat idealleştirilmiş tabiatın yansıtılmasıdır.
Soru: Batı Gerçekçiliği Kuramı’nın temel önermeleri nelerdir?
Cevap: İlk olarak Fransa’da ortaya çıkmış ve bütün düşünsel akımlar - kuramlar gibi öncelikle edebiyatta kendini göstermiş ve daha sonra bütün sanat alanlarına yayılmıştır. Balzac, Flaubert ve Emile Zola Batı Gerçekçiliği Kuramı’nın en önemli temsilcileridir. Yazarlar-sanatçılar sanatın gerçekliği bütün çıplaklığıyla en iyi şekilde yansıtması anlayışından dolayı eserlerinde aşırı gerçekçi–detaylı tasvir hâkimdir. Toplumun gerçeği iyi, kötü, çirkin, ayıp, günah, suç sınırlamaları olmaksızın “yaşanan gerçeklik” anlatılır – yansıtılır.
• Toplumun her günkü alelade yaşamı yansıtılmaya başlanır.
• Sanatçılarda idealleştirmelerden, duygusal ve romantik tutumlardan uzaklaşma görülür.
• Gerçek tüm çıplaklığı ile iyisiyle kötüsüyle sanatta konu olarak yansıtılmaya başlar.
• Psikolojik gerçeklik de konu olarak yansıtılır.
Soru: Rus Gerçekçiliği Kuramı’nın ana önermesi nedir?
Cevap: Rus Gerçekçiliği Kuramı’nın dayandığı tarihi maddecilik öğretisine göre üretim güçleri ve üretimi yapan sosyal grupların birbirleriyle ilişkisi o toplumun ekonomik yapısını meydana getirir ve alt yapı denilen bu ekonomik yapı o toplumun üst yapısı denilen ahlaksal, hukuksal, dinsel görüşlerini ve sanat anlayışını belirler.
Soru: Marksist estetiğin ve Toplumcu Gerçekçilik Kuramı’nın en önemli temsilcisi olan Lukacs, kuramını hangi alanlarda temellendirir?
Cevap: Lukacs, kuramını iki alanda temellendirir:
1. Gerçekçilik
• Eleştirel Gerçekçilik
• Toplumsal Gerçekçilik
2. Doğalcılık
Soru: Estetik Tutum hangi görüşü savunur?
Cevap: Sanat eseriyle kurulan ilişki estetik yaşantı düzeyinde kalıcı bir yaşantı ve tecrübeye dönüşmelidir. Bunun için sanat eserlerine “Estetik Tutum” ile yaklaşılmalıdır. Sanat eserine estetik tutumla yaklaşılırsa, izleyicide kalıcı iz bırakır ve estetik yaşantı oluşturur.
Estetik Tutum:
• Beklentisiz çıkarsız yönelmek: Sanat eserine önyargı gibi bir beklentiyle yönelmek, hatta bilgi edinmek için yönelmek bile estetik tutumu bozar.
• Algıda odaklanma: Alıcı eseri tam olarak anlamak ve kavramak için dış etkenlere kapanıp algılarını bütünüyle esere odaklamalıdır.
• Aktif katılım: Alıcı ancak içsel zihinsel süreçler sonucu aklıyla, bilgileriyle ve sezgileriyle sanat eserini anlayabilir, kavrayabilir.
Soru: Sanat-bilim alanlarına göre yapılan eleştiri yöntemleri nelerdir?
Cevap: Sanat Tarihi, Sanat Psikolojisi, Estetik, Sanat Sosyolojisi ve Sanat Felsefesi bu beş sanat-bilim alanının araştırma ve bilgi yönelim alanını temsil eden eleştiri yöntemleridir:
• Teknik Eleştiri - Sanat Tarihi
• Psikolojik Eleştiri - Sanat Psikolojisi
• Estetik Eleştiri – Estetik
• Sosyolojik Eleştiri - Sanat Sosyolojisi
• Felsefi Eleştiri - Sanat Felsefesi
Ünite 2
Soru: İnsan ve diğer varlıkları birbirinden ayıran en önemli aktivite nedir?
Cevap: Düşünme birçoklarına göre insan ve diğer varlıkları ayıran en önemli aktivitemizdir. Bu önermeye gösterilebilecek en güçlü kanıt ise içinde yaşadığımız modern dünyanın ta kendisidir. Çünkü
gerçekten de bizi bugün anladığımız anlamda insan yapan her şeyin oluşumunda bilim, teknoloji, sanat ve edebiyat gibi düşünsel aktivitelerimizin reddedilemez bir katkısı vardır. Şu an okuduğunuz kitap, belki de az önce kendisiyle bir aramayı cevapladığınız telefon, evinizdeki veya iş yerindeki tablo, bulunduğunuz veya en son terk ettiğiniz bina… Bunlar ve bütün benzerlerinin hepsi, insanın düşünme
etkinliğine muhakkak bir şeyler borçludur.
Soru: İnsana özgü düşünsel yetilerin birbirine bağlı iki temel ayırt edici özelliği nedir?
Cevap: İnsana özgü düşünsel yetilerin birbirine bağlı iki temel ayırt edici özelliğini ortaya koymamız mümkündür:
1) Dilsel/kavramsal düşünebilme.
2) Önermeler kullanarak düşünebilme.
Başka bir deyişle insan, kavramsal ve önermesel düşünme yetisine sahiptir. Bu iki birbirine bağlı özellik, insanın diğer varlıklardan farklı olarak “akıl yürütebilen varlık” olduğu fikrini ortaya koyacaktır.
Soru: Akıl yürütme nedir?
Cevap: Bilindiği varsayılan öncüllerden veya olgulardan, çıkarım kurallarına göre temellendirilmiş yeni sonuçlar çıkarma sürecidir.
Soru: Cümle ile önerme arasındaki fark nedir?
Cevap: Örneğin, “kar beyazdır” cümlesiyle bir düşünce ifade edilmektedir. İngilizce dilinde aynı düşünce “snow is white” cümlesi ile ifade edilmektedir. Bu örneği, cümle ile önermenin
farkını ortaya koymak için veriyoruz. Cümle, kendini yazı ile gösteren fiziksel bir nesneyken önerme soyut (yani zihinsel) bir nesnedir. Başka bir deyişle, iki dilde de somut nesneler olan yazılı metinlerle (“kar beyazdır” ve “snow is white” cümleleri) ifade edilen önerme, onları ifade eden cümleler farklı olsa da aynı önermedir.
Soru: Bazı canlılar balıktır.
Hamsi bir canlıdır.
Öyleyse, hamsi bir balıktır.
Yukarıda verilen çıkarım doğru bir akıl yürütme örneği midir?
Cevap: Görüldüğü gibi verilen önermelerin hepsi doğrudur. Başka bir deyişle çıkarım, içerik açısından doğru önermelerle oluşturulmuş bir önermedir. Peki bu, çıkarımın doğru bir akıl yürütme olduğunu gösterir mi? Bu sorunun cevabı hayır olacaktır. Çünkü “Hamsi bir balıktır” önermesi, üstündeki iki önermeden çıkmaz. Bunun nedenini şu şekilde anlatabiliriz: Çıkarımdaki önermelerin içerik açısından doğruluğunu bilmediğimizi
varsayalım. “Bazı canlılar balıktır” demek, bazı canlıların balık olmayabileceği olasılığını da içinde barındırır. Dolayısıyla hamsinin canlı olması, yukarıdaki öncüllere göre, onun balık olacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla çıkarımdaki akıl yürütme formu (biçimi) yanlıştır; yani, çıkarım geçersizdir.
Soru: Tümdengelimli akıl yürütme nedir?
Cevap: Tümdengelim, genel bir yargıdan onun özel bir örneğini çıkarma üzerine kurulu bir düşünme yöntemidir.
Soru: Geçerlilik nedir?
Cevap: Tümdengelimli bir akıl yürütmenin düzgün bir çıkarım olma özelliğine; yani, doğru olduğu verilen veya kabul edilen öncüllerden doğru sonuca zorunlu olarak götürme özelliğine geçerlilik denir.
Soru: T1 anında gözlemlediğim k1 kuğusu beyazdır.
T2 anında gözlemlediğim k2 kuğusu beyazdır.
T3 anında gözlemlediğim k3 kuğusu beyazdır.
.
.
Tn anında gözlemlediğim kn kuğusu beyazdır.
.
.
T287 anında gözlemlediğim k287 kuğusu beyazdır.
Öyleyse, tüm kuğular beyazdır.
Yukarıda verilen akıl yürütme yönteminin bir örneği verilmiştir?
Cevap: Yukarıda verilen akıl yürütme yöntemi örneği tümevarım yöntemine ilişkindir.
Soru: Kuvvet (ikna edicilik) nedir?
Cevap: Tümevarımlı akıl yürütmelerde bir çıkarımın düzgün bir çıkarım olma özelliğine; yani, doğru olduğu verilen veya kabul edilen öncüllerden doğru sonuca zorunlu olarak götürmese de sonucun doğru olma olasılığını yüksek hâle getirme derecesine o çıkarımın kuvveti (ikna ediciliği) denir.
Soru: Akıl yürütme biçimlerinden analoji nasıl yapılmaktadır?
Cevap: Bir veya daha fazla ortak özelliği olan iki nesneden biri için geçerli olan bir özelliği diğerine de atfetme şeklinde yapılan akıl yürütme biçimi analoji (benzetme)dir. Örneğin;
Ayşe çalışkan ve başarılı.
Mehmet de çalışkan.
Öyleyse, Mehmet de başarılı biridir.
Yukarıda görece kuvvetli bir analoji örneği karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni “Çalışkan olan kimseler başarılı olur” gibi bir tümevarım öncülünün gizli olarak bulunması olabilir. Ancak her analoji kuvvetli olmayabilir. Aşağıdaki analojiye bakalım.
Ayşe Ankaralı ve bisiklete biniyor.
Mehmet de Ankaralı.
Öyleyse Mehmet de bisiklete biniyordur.
Yukarıdaki analoji örneğinin hatalı bir akıl yürütmeyle yapılıp sonuç için iyi sebepler ortaya koymadığı anlaşılabilir. Çünkü Ankaralı olmanın bisiklete binme eylemini yapma ihtimalini artırmadığı açıktır. Dolayısıyla daha fazla ve daha birbirini destekleyici ortak yön olması bir analojinin kuvvetini artıracaktır. Özetle, tıpkı tümevarımlı bir çıkarım gibi düzgün yapılmış bir analoji de doğru sonucu garanti etmez, doğru sonucun olasılığını artırır. Yine tümevarım gibi, analoji de yeni bilgi veren bir çıkarım biçimidir. Kuvveti (ikna ediciliği) ortak özelliklerinin çokluğuna ve çıkarılan sonuçla olan bağlantısına bağlıdır.
Soru: Modus Ponens çıkarım kuralı nasıl yapılmaktadır?
Cevap: Modus Ponens ise Latince “olumlayıcı kip” anlamına gelir ve koşul önermelerinin yapısını doğrudan yansıtan bir çıkarım kuralıdır. Yani, elimizde doğru bir koşullu bir önerme ve doğru bir ön bileşen olduğu takdirde, art bileşenin de doğru olduğunu ifade eder. Bu çıkarım kuralı aşağıdaki şekilde ifade edilebilir:
P ise Q
P
Öyleyse, Q
Soru: Ayşe ya İstanbulludur ya Ankaralıdır.
Ayşe İstanbullu değildir.
Öyleyse, Ayşe Ankaralıdır.
Yukarıdaki çıkarım hangi çıkarım kuralına bir örnektir?
Cevap: Modus Tollendo Ponens, doğru bir tikel evetleme önermesinin bir bileşeni yanlış ise diğerinin doğru olması gerektiğini ifade eden çıkarım kuralıdır. Latince “değilleyerek olumlayan kip” anlamına gelir ve aşağıdaki formla gösterilir.
P veya Q
Değil-P
Öyleyse, Q
Yukarıda, birinci bileşenin değillenmesi üzerinden verilen bir örneği görüyoruz.
Soru: Önbileşenin değillenmesi safsatası nasıl gerçekleşir?
Cevap: İlk öncül olarak bir koşul önermesi barındırır. Adından da tahmin edilebileceği gibi ikinci öncülü, ilk öncüldeki koşullu önermenin önbileşeninin değillemesidir. Sonuç olarak da
artbileşenin değillenmesine götüren bir safsatadır. Dolayısıyla, formunu aşağıdaki şekilde gösterebiliriz.
P ise Q
Değil-P
Öyleyse, değil-Q
Bir örnekle gösterecek olursak
Ahmet İstanbul’a giderse sevinecek.
Ahmet İstanbul’a gitmedi.
Öyleyse, Ahmet sevinmedi.
Burada safsatanın koşul önermesine kastettiği şeyden daha fazlasını yüklemekten kaynaklı bir safsatadan söz edebiliriz. İlk öncül olan “Ahmet İstanbul’a giderse sevinecek” önermesi Ahmet’in İstanbul’a gittiği koşuldaki durumda sevineceğinden bahsediyorken, gitmediği durumda ne olacağı ile ilgili bir şey söylememektedir. Zira Ahmet, İstanbul’a gitmediği durumda da başka bir nedenden ötürü sevinebilir. Mesela
bir arkadaşından hediye aldığını ve sevindiğini varsayalım. Bu pekâlâ mümkündür. Dolayısıyla, yukarıdaki formdaki bir akıl yürütme bir safsatadır. Bu safsataya da “önbileşenin değillenmesi” adı verilmiştir.
Soru: Tasım nedir?
Cevap: İki öncülü ve bir sonucu bulunan; küçük terim, orta terim ve büyük terim olmak üzere üç terimden oluşan çıkarımlardır. İlk kez Aristoteles tarafından incelenmişlerdir.
Soru: Bütün kediler canlıdır.
Bütün köpekler canlıdır.
Öyleyse, bütün kediler köpektir.
Yukarıdaki örnek hangi safsataya ilişkindir?
Cevap: Dağıtılmamış orta terim safsatası tasım biçiminde bir çıkarımda, adından da belli olacağı üzere, dağıtılmamış olmasından kaynaklanır. Klasik mantıktan da bilindiği şekliyle yukarıdaki tasımda orta terim olan “köpek” in öncüller içinde özneye ve yükleme dağıtılmış olması gerekirdi. Ancak yukarıdaki çıkarımda bu terimin iki öncülde de
yüklem olarak yer aldığını görüyoruz. Bu da bizi tespit edilmesi oldukça kolay bir safsataya götürür. Canlı olma özelliğini iki türün birden taşıması o türleri aynı tür yapmayacağı oldukça açıktır ve bu safsata dağıtılmamış orta terim safsatası olarak karşımıza çıkar.
Soru: Kişi karalama safsatası (argumentum ad hominem) nedir?
Cevap: Bu safsata türü bir kişinin ortaya koyduğu çıkarıma değil, kişinin kendisine saldırılması üzerine ortaya çıkar. Latince “insana” anlamına gelir ve adından da anlaşılacağı gibi, çıkarıma değil, onu ortaya atan kişiye yönelik bir karalamadır. Örnek verecek olursak
“Ayşe Hoca işinde çok başarılı birisi” diyen bir kişiye “ondan yüksek not almak için her yerde onu övüyorsun” şeklinde cevap verilmesi gösterilebilir. Burada dikkat edilirse Ayşe Hoca’nın işinde başarılı olduğu iddiası, başarılı olma özelliğine değil, bunu söyleyen kişi üzerinden reddedilmiş, ortaya atılan fikre bir karşı çıkış değil, fikri ortaya atan kişiye bir suçlama getirilmiştir. Argumentum Ad Hominem (Kişi Karalama Safsatası) bu şekilde tespit edebileceğimiz bir safsatadır.
Soru: “Ya bizim ürettiğimiz güneş kremini kullanın ya da acı veren güneş yanıkları sizi bekliyor…” örneği hangi safsata türüne ilişkin bir örnektir?
Cevap: Yanlış ikilem safsatasına ilişkin bir örnektir. Bu safsata, başka seçenekler de bulunduğu halde iki seçenekten birinin seçilmek zorunda olduğu izlenimi verilerek gerçekleştirilir. Verilen örnekte belirli bir firmanın sattığı ürün dışında güneş yanığından korunamayacağı izlenimi yaratılmaya çalışılarak bu türe ilişkin bir safsata ortaya konuyor.
Soru: Eleştirel düşünce nedir?
Cevap: Düşünmeyi sürekli geliştirme amacıyla analiz etme ve değerlendirme uğraşı. Başka bir şekilde ifade edilecek olursa eleştirel düşünce özerk bir biçimde sürekli kendini disipline eden, izleyen ve düzelten düşünceye verilen addır.
Soru: Dogmacılık nedir?
Cevap: Fikirlerini eleştiri süzgecinden geçirmeyen, sorgulamadan kabul eden ve fikirlerini ne olursa olsun değiştirmeyen yaklaşımdır.
Soru: Eleştirel düşünme konusunda iyi yetişmiş bir birey neler yapabilir?
Cevap: Yüksek önem arz eden soruları ve problemleri, onları açık ve anlaşılır bir biçimde formüle ederek ortaya koyabilir.
Bir konuyla ilgili olarak, o konuya uygun malumatı verimli bir biçimde toplar ve değerlendirir. Bunu yaparken verimli bir yorum için soyut kavramları yerli yerinde kullanabilir.
İyi temellendirilmiş sonuçlara ve çözümlere varır ve bunları münasip kriter ve standartlarla sınayabilir.
Alternatif düşünme sistemleri içinde de açık görüşlü bir biçimde düşünebilir, bu sistemlerin ön kabullerini, implikasyonlarını ve pratik sonuçlarını değerlendirebilir.
Karmaşık problemlere çözüm bularak diğerleriyle verimli bir iletişim kurabilir.
Soru: Doğru olduğu öne sürülen bir önerme karşısında verilebilecek üç olası tepki nedir?
Cevap: Doğru olduğu öne sürülen bir önerme karşısında verilebilecek üç olası tepki vardır:
1) önermenin doğruluğunu kabul etmek,
2) önermenin doğruluğunu reddetmek
ve
3) yargıyı askıya almak.
Önermenin doğruluğunu kabul etmek, öne sürülen önermenin doğru olduğuna katılmak anlamına gelirken önermeyi reddetmek önermenin yanlış olduğunu düşünüyor olmak demektir. Yargıyı askıya almak ise öne sürülmüş olan bir önermenin doğru veya yanlış
olduğu konusunda o anda yargı vermeyip daha sonraya ertelemek anlamına gelir.
Ünite 3
Soru: Çağdaş dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Elias Canetti’nin (1905-
1994) “Körleşme” adlı romanının konusu nedir?
Cevap: Bu roman, tüm yaşamını bilime adamış roman kahramanı Prof. Kien’in ve onunla birlikte tüm bir çağın; 20. yüzyılın körleşmesini anlatır: İnsanın insana, doğaya, hayata karşı körleşmesi; duygudaki, düşüncedeki körleşme ve giderek toplumun körelmesi, körleşmesi…
Soru: Edebiyatın öncelikli işlevi nedir?
Cevap: Edebiyatın öncelikli işlevi, insanı anlamak ve anlatmaya çalışmak; dünyayı, yaşamı, insanı ve insan yaşamını, insanın anlam dünyasını estetik bilgi temelinde yeni bir açıdan görme, idrak etme, yorumlama ve değerlendirme biçimi sunmasıdır.
Soru: Edebiyatta anlatı ne anlama gelmektedir?
Cevap: Anlatı, gerçek ya da düşsel durumların, olayların, kişilerin ve kişiler arasındaki
ilişkilerin çeşitli gösterge dizgeleri (harfler, işaretler, sesler, renkler vb.) aracılığıyla anlatılması, öykülenmesidir.
Soru: Edebiyat sanatında da gerçekçiliğin belirleyici ölçütü nedir?
Cevap: Sanatın her dalında olduğu gibi edebiyat sanatında da gerçekçiliğin belirleyici ölçütü inandırıcılıktır.
Soru: Edebiyatta en yoğun kullanımı şiir türünde görülen “gölge dil” nedir.
Cevap: Gölge dil, söylenenle, söylenmek istenenin arasında duran, doğrudan söylenmeyenin dilidir; dolaylıdır, ima eder, sezdirir. Gölge dilin en yoğun kullanıldığı edebî tür şiir olmakla birlikte Edebiyatın genel anlamda kullandığı dil “gölge dil”dir.
Soru: Eğretileme, bir süs ya da süsleme olarak ele alınabilir mi, anlamı nedir?
Cevap: Eğretileme, bir süs ya da süsleme değildir, bir şeyi, o şeyin adını anmadan, kullanmadan, kendisine türlü yönlerden benzeyen başka bir şeyin adıyla ifade etmektir. Eğretilemeler gerçekliği bambaşka bir açıdan, yeniden görmenin, özgün ve yeni bir anlam yaratmanın ve anlamlandırmanın aracıdır.
Soru: Berna Moran’ın, 1973 yılında Türk Dil Kurumu, Bilim Ödülü’ne değer görülen kitabının adı nedir?
Cevap: Berna Moran’ın, “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri” adlı kitabı, biilim ödülü’ne değer görülmüştür.
Soru: Sanatın tarihsel gelişim sürecini göz önünde tuttuğumuzda, bilinen en eski sanat kuramı hangisidir?
Cevap: Bilinen en eski sanat kuramının yansıtma kuramı olduğunu söyleyebiliriz.
Soru: Gerçekçiliğin amacı nedir?
Cevap: Gerçekçiliğin amacı sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak ve konusunu yüksek-seçkin sınıflar arasından seçen, temasını da buna göre sınırlayan sanat anlayışına bir son vermektir.
Soru: Gerçekçilikten farklı olarak, gözlemin yanı sıra deneye de başvuran akım hangisidir?
Cevap: Doğalcılık akımıdır.
Soru: Hangi akım ile birlikte sanat gerçeği yansıtan bir ayna olmaktan çıkar ve sanatçının iç dünyasına, ruhuna açılan bir pencereye dönüşür?
Cevap: Romantizm akımı ile birlikte sanat gerçeği yansıtan bir ayna olmaktan çıkar ve sanatçının iç dünyasına, ruhuna açılan bir pencereye dönüşür.
Soru: Anlatım olarak sanat kaça ayrılır?
Cevap: Anlatım olarak sanat, iki ayrı başlık altında incelenebilir. Bunlardan ilki yaratma olarak anlatımcılık, ikincisi ise aktarım olarak anlatımcılıktır. Yaratma olarak anlatımcılık, sanatın özünü yaratıcılıkta, yaratma eyleminde bulur. Aktarım olarak anlatımcılık ise sanat yapıtının alımlayıcısı (okur, izleyici, dinleyici vb.) ile sanatçı arasında bir ilişki kurmaya çalışır çünkü sanatçının yalnızca duygularını ifade etmesi sanatın ne olduğunu açıklamak için yeterli değildir. Yazarın duygularını dile getirmesinin yanı sıra, bu duyguları okura da iletmesi, aynı heyecanların, yaşantıların onda da uyandırılması gereklidir.
Soru: Fransız Devrimi’nin edebiyattaki karşılığı hangi akımdır?
Cevap: Klasik sanata karşı başkaldırı olarak da tanımlanan romantizm, yalnızca klasisizme değil, klasik sanat anlayışının dayandığı insan ve yaşam anlayışına karşı da bir başkaldırıdır. Bu yönüyle Romantizm, Fransız Devrimi’nin edebiyattaki karşılığıdır ve bir özgürlük çağrısıdır.
Soru: Sembolizm akımının temeli hangi düşünceye dayanır?
Cevap: Sembolizm evrende bir birlik, uyum olduğu düşüncesine dayanır ve çağrışımlara, benzeşimlere dayanan bir dil ile bu birliği, uyumu arayan, “görülmeyeni görmeye” çalışan edebiyat anlayışıdır.
Soru: Biçimci kuram nedir?
Cevap: Sanat yapıtının dış dünyadan da, sanatçıdan da, sanatın alımlayıcısından da bağımsız, kendi başına yeterli bir yapı, dizge (sistem) ya da düzen olduğunu savunan kuramdır. Biçimci kurama göre, sanat olanı olmayandan ayıran ya da neyin sanat açısından değerli olup neyin olmadığını belirleyen temel ölçüt, yapıtın organik bütünlük taşıyan biçimidir.
Soru: Sanat yapıtı nasıl tanımlanır?
Cevap: Sanat yapıtı; bir yaratım ürünü olan, konu, içerik, öz, biçim ve biçemden oluşan, tamamlanmış, tek (biricik, unique) ve özgün yapıt olarak tanımlanabilir.
Soru: Öz ya da idea nasıl tanımlanır?
Cevap: Öz ya da idea, bir sanat yapıtındaki evrensel değer ya da tüm bir insanlığı ilgilendiren evrensel bilgi, ileti, “kıssadan hisse” olarak tanımlanabilir. Öz ya da idea, sanatçının iç ve dış dünyası ile yaptığı hesaplaşmanın, sorgulamanın, düşüncenin, anlamın sanat eserinde somutlaşmasıdır.
Soru: 1964 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen ancak bu ödülü kabul etmeyen edebiyatçı/yazar kimdir?
Cevap: Edebiyatçı/yazar kimliğinin yanı sıra çağdaş felsefeye yön veren bir filozof kimliğiyle de tanınan Jean Paul Sartre, 1964 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kabul etmemiştir.
Soru: Edebiyatta kavram nasıl tanımlanır?
Cevap: Kavram, dildeki anlam çerçevesi ya da anlam çatısıdır.
Soru: Hem yazar hem de filozof kimlikleriyle tanınan Jean Paul
Sartre ve Nermi Uygur’un görüşlerine göre edebiyat nedir?
Cevap: Edebiyat, dünyayı, özellikle de insanı öteki insanlara gösterendir; insana kendisini öğretendir.
Soru: Sanatın öncelikli işlevini yerine getirebilmesi, yani insanı anlayıp anlatabilmesi; yaşama ve insana ait
değerlere ilişkin yeni bir bakış açısı sunabilmesi yoğun bir uğraşı gerektirir. Bu uğraşla birlikte ve bu çabanın sonucunda ortaya çıkan sanat yapıtının söz konusu işlevi yerine getirebilmesi için taşıması gereken bazı temel nitelikler nelerdir?
Cevap: Bu nitelikler, o sanat yapıtının öncelikle bir estetik yaşantı sunabilmesi, bir iletişimin olması, çok anlamlılığı, kurmaca olması (yapıntı, fiction), biricikliği (unique) ve organik bütünlük taşıması
olarak sıralanabilir.
Ünite 4
Soru: 17. yüzyılda operanın doğuşu, klasik tiyatronun ilkelerinin oluşması, 19. yüzyılda ‘müzik parçası’nın ‘müzik yapıtı’na dönüşmesi, Gesamtkunstwerk olgusu, 20. yüzyıl müziğinde tonalitenin aşılması ya da tiyatroda seyir alanın değişimi gibi çarpıcı gelişmeler nasıl mümkün olmuştur?
Cevap: Sanatçıların kendi çağlarının üretim alışkanlığını eleştirel bir yaklaşımla yorumlamaları yoluyla yani eleştirisel düşünce yoluyla mümkün olmuştur. Eleştirel düşünce çağlar boyu sanat yapıtında yeni teknikler, yeni türler ve yeni akımlar doğmasını sağlamıştır.
Soru: “Orta Çağ’ın son dönemlerinde kiliselerde oynanan ve önemli dinî karakterlerin ve olayların betimlenmesi amacını güden ahlak oyunlarını (morality plays), 20. yüzyıldaki anlamıyla bir sanat yapıtı olarak değerlendirmek pek mümkün değildir” ifadesinde geçen “morality plays” oyunlarının, yaratıcılık, eşsizlik ve eleştirisel yaklaşımı merkeze alan bir sanat yapıtı olarak değerlendirilememesinin sebebi nedir?
Cevap: İncil’deki hikâyeler üzerine temellenen bu oyunların, taşıdıkları dinî mesajı, değiştirmeden ya da yorumlamadan izleyiciye aktarmayı amaçlaması sebebiyle bir sanat yapıtı olarak değerlendirilemez.
Soru: Müzik tarihinde özel bir konuma sahip, paradigma değişikliği yaratan yapıtların ortak özelliği nedir?
Cevap: Belirgin bir yaratıcı ve yenilikçi yön taşıması ve diğer bestecilerin bu yenilikleri örnek almasıdır. Sanat odaklı bir müzik tarihi paradigma değişikliği yaratan bu tür yapıtların tarihidir.
Soru: Bir tiyatro oyununun kuramsal ve yazınsal iç dinamiklerinin anlaşılması, yazarın iletisinin irdelenmesi ve sahneye doğru aktarılması üzerine çalışan alana ne ad verilir?
Cevap: Dramaturji adı verilir.
Soru: Tiyatro alanında “Reji” ne anlama gelir?
Cevap: Bir tiyatro oyununun sahnelenmesine dair dekor, kostüm, oyun tasarımı gibi tüm teknik ve sanatsal ögeleri ve oyun kurgusunu tasarlayan alan, oyun yönetmenliğine reji denir.
Soru: Bir partisyon ya da bir oyunun ilk okuması eleştirel olmaktan çok çözümlemeye dayalı, nesnel bir süreçtir. Bir müzisyenin hareket noktası partisyondur. Bu iki cümlede geçen Partisyon kelimesinin anlamı nedir?
Cevap: Partisyon, bestecinin tasarımını icracıya aktaran yazılı bir ortamdır; bir bakıma müzik parçasının metnidir.
Soru: Avrupa tarihi dikkate alındığında, toplumun ve özellikle sanat tarihinin şekillenmesinde önemli iki olay ve bu olayların etkileri nelerdir?
Cevap: Rönesans ve Fransız devrimi önemli iki olaydır. 16. yüzyılda Rönesans sayesinde bilimin ve hümanizmin gelişmesi, Orta Çağ boyunca kültürel tüm etkinlikleri şekillendiren dinin etkisini zayıflatmış ve din amacı gütmeyen bir sanat anlayışının doğuşuna imkân tanımıştır. 1789’daki Fransız Devrimi ise getirdiği özgürlük ve eşitlik idealleriyle sanatçının bugün anladığımız anlamıyla yaratıcı bir kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bir bakıma Rönesans sanata, Fransız Devrimi ise sanatçıya özgürlüğünü kazandırır.
Soru: Tiyatro tarihinde yenilikçi yaklaşımların etkisinin özellikle belirgin olduğu üç dönem nelerdir?
Cevap: Tiyatro tarihinde yenilikçi yaklaşımların etkisi özellikle Antik Yunan, Rönesans ve 20. Yüzyıl dönemlerinde belirgindir.
Soru: Yunan tiyatrosunda eleştirel düşüncenin getirdiği yeniliklerden birisi olarak görülen Aristophanes’in kullandığı parabasis’in anlamı nedir?
Cevap: Komedya türünde, koronun bir anda seyirciye doğru yürüyerek olay akışının dışında, gündemde olan bir olaydan bahsettiği kesitler parabasis olarak adlandırılır.
Soru: Hangi dönemde bir parçanın öncelikli olarak kavranabilir, anlaşılabilir ve aktarılabilir, uzlaşılmış bir tasarım olması çok önemlidir? Bu dönemin tiyatro ve müziğinde nasıl bir üretim gözlenir?
Cevap: Rönesans öncesi dönemde bir parçanın öncelikli olarak kavranabilir, anlaşılabilir ve aktarılabilir, uzlaşılmış bir tasarım olması çok önemlidir. Rönesans öncesi dönemin tiyatrosunda ve müziğinde dinî ya da eğlence amaçlı bir üretim gözlenir.
Soru: Avrupa’da insanı merkeze alan, ilahi olan yerine insani olanı öne çıkaran ‘hümanizm’ fikri nasıl doğmuştur, bu fikir sanatın amacını nasıl etkilemiştir?
Cevap: 15. yüzyılın ortalarından başlayarak kilisenin gücünün zayıflaması ve merkezi otoritenin güç kazanması toplum yapısını değiştirir. Arapçadan çeviriler yoluyla Avrupalı entelektüellerin Antik Yunan’da sanatın ve bilimin ulaştığı noktayı öğrenmesinin, coğrafi keşiflerin ve bilimdeki gelişmelerin etkisiyle Avrupa’da insanı merkeze alan, ilahi olan yerine insani olanı öne çıkaran ‘hümanizm’ fikri doğar. Sanatın da amacı artık insani olanı aktarmaktır. İnsanla ilişkili ve dünyevi konular sanat yapıtına girer, yeni türler doğar. Hem mitolojiden seçilen konular hem de dönem şairlerinin şiirleri dönem müziğine yön verir.
Soru: Opera nasıl ortaya çıkmıştır?
Cevap: 17. yüzyılın başında bir grup Floransalı müzik adamı kontrpuan ustalarının yarattığı ve eriştiği mühendislik becerilerinin, müziği asıl özü olması gereken duygu aktarımından uzaklaştığını savunur. Bu besteciler müziğin sözlerin hizmetinde olması ve metnin anlamını vurgulamak amacı gütmesi gerektiğini öne süren musica rappresentativo adında yeni bir estetik görüş ortaya koyar. Gesualdo’dan farklı olarak bu müzisyenler bunun ancak yeni bir besteleme tekniği ve yeni bir tür ile gerçekleşeceğini savunur. Buldukları çözüm, müziğin akorlarla şarkıya eşlik ettiği, sözlerin ritmiyle örtüşen tek bir ezgi çizgisinin öncelik kazandığı “eşlikli monodi” adında yeni bir besteleme tekniğidir. Önerdikleri yeni tür ise Antik Yunan tragedyası ile müziği bir araya getiren operadır. Musica rappresentativo, eşikli monodi ve opera olgularının temeli, görüldüğü gibi eleştirel düşüncedir.
Soru: Müzik tarihinde operanın doğuşu ile başladığı kabul edilen dönemin hedefi nedir?
Cevap: Operanın doğuşu müzik tarihinde Barok dönemin de başlangıcı olarak kabul edilir. Barok üslup sanatların birlikteliğini hedefler. 17. yüzyılın sonlarında operada metnin anlamını güçlendirmeye yönelik sahneleme arayışları, dekor, kostüm gibi ögelerin önem kazanması ve fırtına, şimşek, rüzgâr gibi çeşitli efektlerin kullanılması bu etkileşimi gösterir.
Soru: Eşsiz bir kontrpuan ustası olmasının yanında armoni yazısının ve tonalitenin temelini atmış besteci kimdir?
Cevap: Bu besteci Bach’dır.
Soru: 15 Rönesans’tan 19. yüzyıla uzanan süreçte İngiliz tiyatrosu hangi anlayışlar doğrultusunda gelişir?
Cevap: İngiliz tiyatrosu kilise baskısından kurtulup halk ile buluşan bir tiyatro anlayışı ve soylu sınıfının Antik Yunan kültürüne karşı ilgisinden doğan bir tiyatro anlayışını göz önüne alarak gelişir.
Soru: Antik Yunan Tiyatrosundan aktarılan üç birlik kuralı nedir?
Cevap: Antik Yunan tiyatrosundan taşınan bu kurala göre başarılı bir oyun 24 saatlik bir süre içinde tek bir mekânda geçmeli ve tek bir konu üzerine temellenmelidir.
Soru: Tonalite ve sonat biçimi kavramlarının anlamı nedir?
Cevap: Bir notanın/akorun bir merkez (Eksen) oluşturduğu ve diğer notaların/ akorların bu merkezin etrafında hiyerarşik ilişkiler kurduğu ses sistemine tonalite denir. Tonalite kapsamında bestelenmiş parçalar tonal sıfatıyla tanımlanır. Sonat biçimi ise iki tonal bölgenin ve (genelde) iki temanın karşıtlaşmasıyla oluşan bir başlangıç kesiti (Sergi), ilk kesitteki malzemelerin geliştirildiği bir orta kesit (Gelişme) ve ana tonalite üzerinde önceki temaların tekrarlandığı bir final kesitinden (Yeniden Sergi) oluşan uzun soluklu bir müzik biçimidir.
Soru: İlk yapıtlarından itibaren alışıldık modelleri, ilişkileri ve kalıpları tekrarlamak yerine, her yapıtında yeni bir tasarımın peşinden giden ve yaratıcılığı temel ölçüt olarak benimseyen Beethoven’ın 9. Senfonisi hangi yönüyle devrimci bir yapıttır?
Cevap: Dokuzuncu senfoni, insan sesinin senfonide kullanılması yönünden devrimci bir yapıttır. Senfoninin son bölümünde dört solist ve bir koro Schiller’in ‘Neşeye Övgü’ (An die Freude) şiirini seslendirir.
Soru: 1850’lere doğru Avrupa müziğinde görülen iki farklı yaklaşım ve temelleri nelerdir?
Cevap: 1850’lere doğru Avrupa müziğinde ilerlemeciler ve gelenekçiler olmak üzere iki farklı yaklaşım görülür. Liszt ve Wagner’in bayraktarlığını yaptığı ilerlemeciler, Beethoven’ın devrimci bir model olarak ele alır ve yenilikçi, devrimci bir çizgi benimser. Brahms’ın önderliğinde gelenekçiler ise Beethoven tarzı motif işçiliği yoluyla senfoni, konçerto, sonat gibi 18. Yüzyıl türlerini sürdürmeyi tercih ederler.
Soru: Brand, Yaban Ördeği, Nora: Bir Bebek Evi ve Hedda Gabler gibi düzyazı oyunları bulunan modern tiyatronun da öncüsü kabul edilen Norveçli yazar kimdir?
Cevap: Norveçli yazar Henrik Ibsen modern tiyatronun öncüsü olarak kabul edilir.
Soru: 19. yüzyılın sonunda Moskova’da kurulan Moskova Sanat Tiyatrosu’nun kurucularından Stanislavski hangi oyunculuk tarzını eleştirir?
Cevap: Stanislavski, 30 yıllık bir çalışma ile geliştirdiği oyunculuk teknikleri metodunda döneminde yaygın olan “oyunculuk biçimine, sahnede kalıplaşmış konuşma ve davranış biçimlerine” karşı çıkar ve “rolün abartılması, alkış toplamak için alışılmış oyunculuk hilelerinin yinelenmesi, sahnede göstermeci olarak adlandırılan oyunculuk” tarzını eleştirir.
Soru: İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat dünyasının şekillenmesinde rol alan üç önemli etken nedir?
Cevap: Amerika’nın yeni bir aktör olarak sanat dünyasına katılması, teknolojik gelişmeler ve kültürler arası iletişimin güçlenmesi savaş sonrası sanat dünyasının şekillenmesindeki önemli etkenlerdir.
Soru: Müzik bağlamında açık yapıt nedir?
Cevap: Bir parçayı oluşturan biçim ögelerinin sıralanışının besteci tarafından önceden belirlenmediği, dizilimin ve başka birçok kararın yorumcu tarafından verildiği, bu sayede yorumcunun bestenin oluşmasında daha etkin bir rol oynadığı yapıt türüne açık yapıt denir. Bir açık yapıtın her icrası ayrı bir ses dünyası oluşturur.
Soru: 1950 sonrasının modernist teknikleriyle, özellikle raslamsallıkla ilgilenen ve bu bağlamda birçok eser veren bestecilerden biri de İlhan Usmanbaş’ın çağdaş Türk müziği hakkındaki görüşü nedir?
Cevap: Usmanbaş’a göre, çağdaş Türk müziği, kendi folklorundan beslenmenin ötesine geçmeli ve çağın Modernist yaklaşımları üzerine kurulmalıdır. Bu bağlamda, dinleyicinin alışkanlıklarını, beklentilerini karşılayan eserler yazmak yerine yenilikçi, çığır açan ve dinleyicinin sanata dair alışkanlıklarını sorgulamasına neden olacak müzikler bestelemek gerekir.
Ünite 5
Soru: Resim sanatı tarihinde insanın kendi dilini ortaya koyma süreci nasıl ilerlemiştir?
Cevap: Resim sanatı tarihinde insanın kendi dilini ortaya koyma süreci, insanın doğaya karşı verdiği mücadele ile başlamış ve tarih içinde kendisini ve hikâyelerini resmettiği sürece doğru ilerlemiştir. Doğa, ilk ve en temel anlatım alanı oluşturmayı tarihin her döneminde sürdürmüştür.
Soru: Stilize etmek (Stilizasyon) nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Stilize etmek (Stilizasyon); bir formun karakteri kaybolmadan yalınlaştırılmış anlatımı, biçimlendirme olarak tanımlanmaktadır.
Soru: Mezopotamya coğrafyasında resim sanatını dikkat çekici ögelerinden olan Ur standardının özelliği nedir?
Cevap: Ur standardı adı verilen ve tam olarak ne için yapıldığı belli olmayan ancak muhtemelen bir müzik aletinin kutusu olduğu düşünülen bu eserde savaşa giden ve dönen askerler farklı yüzlerde işlenmiştir.
Soru: Mısır mimarisi denilince akla ilk gelen piramitlerin genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Piramitler anıtsal mezar tapınaklarıdır. Dışarıdan insanların giremeyeceği mimari düzenleme ile yapılır ve erken döneme ait en önemli resim örnekleri de piramitlerde yer alır. Piramitlerin mezar yapısı olması, içine girilememesi, Mısır resminin karakteristik yönünü oluşturur. Bu resimler ölüm kültüne aittir ve izlemek için yapılmamıştır.
Soru: Antik Yunan resim sanatı hangi dönemler altında incelenmektedir?
Cevap: Arkaik, Klasik ve Hellenistik dönem olarak üç ana başlık altında incelenmektedir.
Soru: Fresko tekniği nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Fresko; yaş sıva üzerine renkli boyalarla yapılan duvar resmi tekniği. Sıva kurudukça boyayı içine çekecek ve böylece resmin duvardan dökülmesi daha zor hâle gelecektir.
Soru: Ortaçağ Dönemi resim sanatının genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Orta Çağ dünyasının skolastik düşünce yapısı, kilisenin hem siyaset hem de toplum üzerindeki gücünü temsil eder, akıl ve bilim saf dışı bırakılmıştır ve sanat da sanatçı da dinle iç içe kiliseye hizmet etmiştir. Orta Çağ resmini gerçekten uzaklaşarak üsluplaşmaya, bezemeye yönelen bir tutum olarak tanımlayabiliriz.
Soru: İkonoklast dönem genel özelliği nedir?
Cevap: İkon (resim/tasvir) yasağının yaşandığı dönem. 726-843 yılları arasındaki bu dönemde imparatorluğun emri ile resim yapılması yasaklanmış, var olanlar da tahrip edilmiştir.
Soru: Sanat ve bilimin canlanışı olarak tanımlayabileceğimiz Rönesans dönemi genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Hümanizmin ve ekonomik canlanmanın İtalya’da başlayarak sonrasında tüm Avrupa’ya yayılmasıyla sonuçlanan ve edebiyat, felsefe, bilim, sanat ve siyasette yeni bir dünya görüşüdür.
Soru: Rönesans döneminde insan resimlerinin genel özellikleri neler oluşturmuştur?
Cevap: İnsan, ‘İdeal güzellik’ kavramı içinde ve ‘ideal’ anatomik boyutlarda işlenir. Heykel sanatında olduğu gibi, resimde de ‘çıplak’ yeniden günde me gelir ve mitolojik anlatımların yanında ‘portre’ de önem kazanır. Bu dönemde, insan vücudunun doğru biçimde betimlenmesi, resimde hareketin gerçekçiliği, botanik bilgisi, insan ve hayvan anatomisi, hacimlendirme ve perspektif, resim sanatının konu ve içeriğini oluşturur.
Soru: İtalyan Rönesasnsının en büyük ustaları kimlerdir?
Cevap: İtalyan Rönesans’ının temel taşları en büyük ustaları Leonardo Da Vinci (1452-1519), Michelangelo (1475-1564) ve Raffaello (1483-1520)dur.
Soru: Rönesans’ın temelini oluşturan Klasik Yunan uygarlığının ünlü figürlerinin yer aldığı resim nedir ve sahibi kimdir?
Cevap: Raffaello isimli sanatçının Atina Okulu isimli resmidir.
Soru: Biçimsel olarak Barok sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Biçimsel olarak Barok, Rönesans’ın dingin ve durağan yapısı yerine hareketi getirir. Simetrinin ortadan kalktığı kompozisyonlarda her bir figür ayrı birer ışık kaynağından aydınlanıyormuşçasına ışıklı ve canlıdır. Figürler iç içe geçmiş gibi bir bütünlük içinde yer alır ve hareketli figürlerle güçlendirilmiş derinlik duygusu ön plandadır. Figürler bir tiyatro sahnesindeymiş gibi dururlar. Vücut anatomisi ayrıntılı biçimde resmedilir. Işık ve gölge ise anlatımı güçlendiren ögelerdir.
Soru: Chiaroscuro ne anlama gelmektedir?
Cevap: Resim sanatında parlaklık ve karanlık arasındaki vurgulu kontrast, keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımına chiaroscuro denir. İtalyanca chiaro (parlak) ve oscuro (karanlık) kelimelerinden gelir.
Soru: 19. yüzyıl sanayileşme ve kültürel ortamın resme etkisi hangi yönlerden olmuştur?
Cevap: Seri üretim biçimleri sanatçıyı, geleneksel olanı sorgulama ve yenileşen gelişen teknoloji ile bir anlamda başa çıkma noktasına getirmiştir. Teknolojik yenileşme, sanat eserinin de yeniden üretilebilirlik durumunu oluşturmuş, fotoğraf gibi yeni alanların resim ve diğer sanat alanları içinde yer bulmasını sağlamıştır. Resmin dili, teknoloji, sanat yapıtlarının yeniden üretilmesine ve sanat eserinin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.
Soru: Romantizm’i en iyi ifade eden ressamı olarak belirtilen Delacroix’in ünlü eseri nedir?
Cevap: Paris Devrimini tasvir ettiği, 28 Temmuz; Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı eseri Romantizm’in ikonu hâline gelmiştir.
Soru: 19.yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra teknik olanakların gelişmesi ile sanatta anlatı dili hangi yöne doğru everilmiştir?
Cevap: Romantizmin etkisini yitirmesiyle birlikte, güzel-yüce kavramı yerini daha teknik ve daha betimsel kavramlara bırakmıştır. Fotoğraf makinesinin icadı ile sanatın amacı, neyin sanat olup olmadığı ve fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışılırken, önceleri sanat alanında resme yardımcı bir araç olarak
yer alan fotoğraf, sonrasında resim sanatının temsil ve taklit görevlerinden sıyrılıp özgür bir alan olarak var oluşunu sağlamıştır.
Soru: Divizyonizm (Bölmecilik) akımı nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Empresyonizmin lekeci fırçasının izlerini renk tuşeleri biçiminde görebileceğimiz, bir anlamda fırçayı renk ve hareket olarak en küçük alanlarına ayırarak kompozisyona katan resim akımıdır.
Soru: Sanatçıların dünyayı gördükleri gibi temsil etmeyi bırakmalarıyla başlayan 20. yüzyıl sanatında resin nasıl ifade edilir?
Cevap: Özellikle 20. yüzyıldan itibaren resim bir amaç olarak ele alınır. Yani onun varlık nedeni, kendinden başka
bir şeye bağlanamaz. Ne biçim, ne içerik, ne de öz açısından herhangi bir bağımlılık söz konusu edilemez.
Soru: Dışavurum bir başka deyişle Ekspresyonizmin resimdeki etkileri nelerdir?
Cevap: Dışavurumculuk (Ekspresyonizm), dış dünyanın insan üzerindeki etkilerinden sıyrılıp, sanatçının kendi iç dünyasını dış dünyaya anlatma yolunu seçmiştir. Çizgi ve renk doğadan sıyrılarak bağımsız bir dile dönüşerek duygusal tepkilerin yansıtılması için özgür bir biçimde kullanılmıştır. Kalın boya ve yoğun renk kullanımı, karşıt değerler ve biçimleri bozma Dışavurumun belirgin özelliklerindendir.
Ünite 6
Soru: Geçmişten günümüze heykel yapımında kullanılan malzemeler neler olmuştur?
Cevap: Mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden vb. gibi birçok malzeme vardır. Bu malzemeler benzetme esasına dayanılarak büyüsel bir etki uyandıracak şekilde yapılmıştır. Tarih boyunca ana malzeme taş olarak karşımıza çıkmaktadır.
Soru: Geçmiş dönem heykellerde inançların etkisi nasıl olmuştur?
Cevap: Genel olarak bu heykellerde amaçlanan ve kabilenin veya toplumun ritüeli, yani tapınma biçimlerini onaylayıp, yücelten tanrı anlayışlarının, güç ve kutsallık biçimleri ve inanışlarının güçlü bir şekilde ortaya konulması amaçlanmıştır. Heykellerdeki temel felsefe tanrısal gücün ortaya konulması ve diğer kabile ve toplumlardan üstün heykellerin gerçekleştirilmesidir.
Soru: İlk Çağ kültürlerinde öne çıkan figür ne olmuştur?
Cevap: İlk Çağ kültürlerinde, toprağa bağlı yaşam biçiminin gereği olarak şekillenen ve bir anlamda verimi arttırmak düşünce ve inancıyla yoğrularak oluşturulan ve sanata, heykele taşınan algı biçimi; Magna Mater (Ana Tanrıça) inancı olarak kendisini konumlandırmış ve dünyanın değişik yerlerinde bu inanç ve kültür doğrultusunda farklı malzeme ve farklı biçimlerde, ama çoğu kadın formunun değişik olarak yorumlanmasıyla ortaya çıkan heykeller yapılmıştır.
Soru: Antik Mısır dönemi heykel sanatında önemli bir figür olan Firavun’un gelen özellikleri nedir?
Cevap: Mısır’ın en güçlü ve sonsuz kralı olarak düşünülen bu eril lider, hem malzeme ve hem de boyut olarak diğer heykellerden daha gösterişli ve devasadır. Ancak tanrılara layık ve tanrılarla yarışacak boyutlarda ve onların heykel malzemelerinden seçilerek yapılmıştır heykelleri. Diğer yaşayanlar genelde daha
küçük ebatlı ve yine kullanılan malzemeler de Firavun heykellerinin malzemelerinden daha düşük ayardadır. Sonsuza kadar kalıcılığı, kendisi de bir tanrı olarak adlandırılan Firavun görmekte ve hem malzeme ve hem üslup anlamında o bütün ayrıcalıkları taşımaktadır.
Soru: Antik Yunan heykellerinin genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Yunan heykelinin hem kendi içinde bir eleştirel tutumu ve gelişimi vardır, hem de diğer uygarlıkların heykel sanatına karşı bir tutum alışı, tavrı söz konusudur. İlk dönem Yunan heykeli daha Antik Mısır heykelinin işlenmemiş biçimine yakın ve hatta onun estetiğinin gerisinde bir hamlıkta gerçekleşirken, daha sonraki Klasik ve Helenistik Dönem Yunan heykelinde ideal olanın, insan vücudunun yüceltilmesi esasına göre bir heykel anlayışının benimsendiğini gözlemliyoruz.
Soru: Yunan heykel sanatında çok tanrılı kültürlerin etkisi ne yönde olmuştur?
Cevap: Yunan çok tanrılı kültürü de bütün Antik dünyanın mitolojileri gibi tanrılar kültürü ve hiyerarşisi üzerine konumlanır, giderek tanrı ve tanrıçaların birbirleriyle giriştikleri mücadeleleri, heykel sanatına da yansımış ve oluşturulan heykellerin birçoğu aynı zamanda eleştiri, yargı ve savaş gerçekliğini yansıtmayı gizil veya açık hedeflemişlerdir.
Soru: Roma heykelini Yunan heykelinden ayıran temel özellik nedir?
Cevap: Roma heykelinin baştan beri Yunan heykel sanatına bağlı olduğunu, bir tür onun taklidi üzerine şekillendiğini belirtmek gerekmektedir. Beden formundan ziyade yüz formu, Roma heykel sanatının nirengi noktasını oluşturmuştur.
Soru: Orta Çağ heykel sanatının dönemsel olarak genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Orta Çağ heykel sanatı bağımsız bir kimlik ve var oluş olarak kendini konumlandırmaktan ziyade, mimariye bağlı bir sanatsal aktivite olarak kısa bir dönem var olmuş, bu da eleştirel düşünce, karşı çıkış ve yorum kimliğinden ziyade, anlatımcılığın egemen olduğu, sanatın uslu bir var oluşu sürdürdüğü dönemdir.
Soru: Rönesans döneminin baskın özellikleri sanatı ne yönde etkilemiştir?
Cevap: Rönesans bir yenilenme, yeniden doğuş anlamlarına gelerek, heykele de yön verir. Doğal olarak kendinden önceki düşünce, inanç ve değerlerden farklı bir anlayışın da temsilcisidir. Sadece Rönesans kavramı değil, aynı zamanda sanatçılar da bu gerçekliği eserlerinde işaret eder.
Soru: Rönesans eleştirel düşüncesini barındıran Michelangelo’nun heykel anlayışı nasıldır?
Cevap: Figürlerin dev boyutta olması bile, o güne kadar anlatımlara yeni bir karşılık ve eleştiri olarak durur. Sanatçının ölümsüz biçimlere ve mükemmele ulaşmak istemesi de yine eleştiri kavramını gündeme getirerek, kendinden önceki tüm heykeltıraşlardan ve heykellerden öteye gitmek isteyen bir tutum alışa dönüşür. Ayrıca sadece anatomi anlatımıyla değil, kişilerin ruhsal durumlarını ifade edip anlatmak istemesiyle de Michelangelo eşsiz bir noktaya taşır sanatını.
Soru: Fransız heykeltıraş Rodin’in öne çıkan özelliği nedir?
Cevap: Fransız heykeltıraş Rodin aynı zamanda çağdaş heykel sanatının da kurucu kimliği olarak karşımıza çıkar. Fransız heykeline olduğu kadar dünya heykeline de aykırı bir bakış açısı, eleştirel ve kültürel bir disiplin getirmiştir.
Soru: Fransız heykeltıraş Rodin’in önemli eseri “Düşünen Adam” özellikleri nelerdir?
Cevap: Bütün bir tarih içinde üretilmiş heykellerden farklı olarak, gerçek anlamda sanata ve heykel sanatına ‘eleştiri’ kimliğini ve bakış açısını en derinden getirmiştir. Sanat tarihinin en önemli eseri olarak tarihteki yerini almış, güncelliğini de hala korumaktadır. Bugüne kadar heykel hep başkalarına, başka şeylere hizmet ederken, burada tüm bunları eleştiren ve varoluşun kendinden kaynaklanan insani bir gerçeklik ve insanoğlunun düşünceyle ancak varoluşunu tanımlayabileceği gerçekliği işlenmektedir ki, bu da gerçek anlamda bir eleştiri kimliğini heykel sanatında eleştirel heykel formunu oluşturmuştur
Soru: Modern sanat ve modernist eğilimlerden sonraki sanatsal eğilim ne yönde olmuştur?
Cevap: Modern sanat ve modernist eğilimlerden sonra gelişen kavramsal sanat veya güncel/çağdaş sanat disiplinleri ve plastik sanatların düşünce geleneği içinde daha eleştirel bir tutum takınması olgusu, özellikle 1950’lerden sonra belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.
Soru: Kavramsal sanat olgusunda yaklaşım ne yöndedir?
Cevap: Kavramsal sanat olgusunda kavram öncelikli bir anlatı söz konusu olduğu için, sanatçı ilk önce kavramı, düşünceyi ve eleştiriyi olgunlaştırıyor ve ona göre sanatsal üretimini gerçekleştiriyor. Doğal olarak kavramsal sanat en başından itibaren eleştirel bir üç boyutluluk, yani heykel gerçekliği olarak karşımızda duruyor ve günümüzün dünyasında eleştirel bilincin ve varoluşun kendini ifade ettiği bir estetik gerçeklik olarak belirginlik kazanıyor.
Soru: Çağdaş sanatın alanlarını neler oluşturmaktadır?
Cevap: Çağdaş sanat birçok alanı içine almakta ve bütün boyutlarıyla da eleştirel bir kimlik geliştirmektedir. Çevre, toplum bilinci, feminizm, küreselleşme, biyomühendislik vb. birçok alanlar Çağdaş Sanat’ın kapsamı içine girmektedir. Bu zengin çeşitlilik, eleştirel gerçekliği daha fazla içermektedir. Bu da sanatın, özelde üç boyutlu plastik ifade olan heykelin daha ön plana geçmesini doğurmuştur.
Soru: Çağdaş sanatın ve heykel anlayışının en önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkan Jeff Koons yaklaşımı nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Gerçekten de ele aldığı ve değerlendirdiği heykellere bakılacak olursa, gerçekten alternatif bir bakış kültürü geliştirdiği söylenebilir. Paslanmaz çelikten, ayna yüzeyli balon hayvanlar başta olmak üzere, sıradan nesneleri de ele aldığı değişik ebatlardaki heykelleriyle farklı bir bakış ve değerlendirme biçimi ortaya koydu.
Soru: Ülkemizde sanatsal gelişim hangi yönde olmuştur?
Cevap: Sanatsal aydınlanma ve gelişme daha çok resim alanında oluşmuş, geç zamanlarda heykel devreye girmeye başlamıştır. Bizim geleneksel sanatlarımızda bildiğimiz anlamda, üç boyut gerçekliği ve figüratif kimlikli heykel anlayışı pek gelişmemiştir.
Soru: Kavramsal sanat veya güncel sanat bağlamında Türk görsel sanatlarının gelişimi nasıl olmuştur?
Cevap: Kavramsal Sanat veya Güncel Sanat olarak anılan, değerlendirilen üç boyutlu, heykel ve benzeri çalışmaların temelinde eleştiri yatmaktadır. İroni ve eleştirinin eksik olmadığı bu alanlar, görsel/plastik sanatların gitgide felsefeye yaklaşması, görsellik boyutlarında düşünce üretmesi anlamlarına da gelmektedir. Bu yönleriyle de bakıldığında, Türk plastik sanatların üç boyutlu/heykel alanlarındaki yaratıcı üretimlerin, düşünceyi, felsefeyi, eleştiri ve ironiyi ne derece başarıyla kuşanarak, kendisini ortaya koyduğu görülecektir.
Soru: Türkiye’nin ilk heykeltraşlarından olan Yavuz Görey’in öne çıkan sanatsal özellikleri nelerdir ?
Cevap: Modernist ve postmodernist heykellerle, âdeta zıtlığın içinde yeni formlar oluşturarak, kendine özgü estetik eleştiriler geliştiren bir sanatçıdır. klasik ve modernist çizgiyi ileriye taşımış ve kavramı üç boyutlu görselliğin ötesinde var etmiş, düşünce ağırlıklı bir heykel sanatı da gerçekleştirmiş, heykeltıraş olarak Türk sanatı içinde önemli bir yer edinmiş sanatçılarımızdandır.
Soru: Çağdaş heykel ve kavramsal sanat tasarımının önemli sanatçılarından biri olan Füsun Onur’un heykel sanatına yaklaşımı nasıldır?
Cevap: Heykele kavramsal anlamlar yükleyerek, onu mekân için, mekân eleştiri boyutuyla değerlendirmektedir. Mekân, bir yaşam alanı olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı bu mekân alanlarını değiştirerek, yer yer parçalayarak ve tanımsız nesneler ekleyerek kah çoğaltıyor, kah farklı boyutlara evriltiyor. Böylece verili olan mekânla yetinmeyerek onu eleştirip, dönüştürüyor ve kavramsal algılamaları devreye sokuyor.
Ünite 7
Soru: Sinemayı tanımlarken “film dediğin, ayakkabının içine kaçan taş gibi olmalıdır.” ifadesini kullanan yönetmen kimdir?
Cevap: Söz gelimi, Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’e göre, “film dediğin, ayakkabının içine kaçan taş gibi olmalıdır.”
Soru: Amerikalı film eleştirmeni ve yazar Molly Haskell’a göre kaç tür sinema vardır?
Cevap: Bu sorunun yanıtını Amerikalı film eleştirmeni ve yazar Molly Haskell veriyor. Ona göre iki tür sinema vardır: Gördüğümüz filmler ve anılarımızda kalan filmler.
Soru: ‘‘Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır’’ diyen Polonyalı yönetmen kimdir?
Cevap: “Sinema, bir zamanlar sandığım gibi dünyayı değiştirmez ama bazı şeylerin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır” diyor Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski.
Soru: Federico Fellini sinemayı nasıl tanımlar?
Cevap: Federico Fellini için sinema, hayatı anlatmanın kutsal bir biçimidir ve iyi bir filmin kusurları olmalıdır; tıpkı hayat gibi, insanlar gibi…
Soru: “Cinematographe” kelimesinin kökeni nereden gelmektedir?
Cevap: Yunanca Kinema (haraket) ve Graphein (yazma) sözcüklerinin birleşmesiyle türetilen “cinematographe” hareketi yazan, saptayan anlamını taşır ve bu anlam aynı zamanda insanoğlunun binlerce yıllık hayalini, özlemini dile getirir.
Soru: Sinemanın yüzyılını henüz tamamlamış kısacık diyebileceğimiz tarihi hangi olayla başlar?
Cevap: Sinemanın yüzyılını henüz tamamlamış olan ve öbür sanat dallarıyla kıyaslandığında kısacık diyebileceğimiz tarihi, daha doğrusu, resmî doğum tarihi, 28 Aralık 1895’te, Paris’te, Capucines Bulvarı üzerindeki Grand Cafe’nin zemin katında, halka açık ilk film gösterimi ile başlar.
Soru: Sinemanın yedinci sanat olarak adlandırılmasının nedeni nedir?
Cevap: Sinemanın yedinci sanat olarak adlandırılmasının nedeni, diğer sanat dallarından yararlanmasına rağmen, yalnızca kendine özgü, yeni, modern bir dile, anlatıma sahip olmasıdır.
Soru: Modernizmi eleştirel bir tutku olarak tanımlayan Meksika’lı şair ve yazar kimdir?
Cevap: “Doğuşundan başlayarak modernlik eleştirel bir tutku olmuştur….Modern sanat yalnızca eleştiri çağının çocuğu olmakla kalmaz, aynı zamanda kendisinin eleştirmenidir” (Paz,1993). Meksikalı şair ve yazar Octavio Paz’a ait olan bu cümle, modern sanat ile eleştiri ve eleştirel düşünce arasında çok güçlü ve yakın bir bağ olduğunu duyurur.
Soru: Sanatta modernizmin ya da modern sanatın ilk güçlü akımı hangisidir?
Cevap: Sanatta modernizmin ya da modern sanatın ilk güçlü akımı romantizmdir. Modernizm 19. yüzyılda, özellikle de bu yüzyılın ikinci yarısında farklı adlarla, farklı çehrelerle belirginlik kazanarak karşımıza çıkar ki, bunların içerisinde en önemli olanları önce romantizm, romantizmden sonra da gerçekçilik (realizm), doğalcılık (natüralizm) ve sembolizmdir.
Soru: Anlatı nedir?
Cevap: Anlatı, gerçek ya da düşsel olayların değişik gösterge dizgeleri (harfler, işaretler, renkler, sesler vb.) aracılığıyla anlatılması sonucunda ortaya çıkmış bütün olarak tanımlanır. Bir başka tanım ise durumların, olayların, kişilerin ve kişiler arasındaki ilişkilerinin öykülenmesidir. Her öykü bir anlatıdır fakat her anlatı bir öykü değildir.
Soru: Geleneksel (klasik) anlatı sineması olarak adlandırılan sinema şekillenmiştir?
Cevap: Sinema anlatacak özgün hikâye bulmakta zorlandığında, edebiyatın binlerce yıllık birikiminden yararlanabileceğini fark eder ve bu fark edişle birlikte, edebiyattan sinemaya uyarlamalar yapılır. Hollywood Sineması ve bu sinemayla birlikte ortaya çıkan stüdyo sistemi edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanmasını belirli kurallara bağlar ve geleneksel (klasik) anlatı sineması olarak adlandırılan sinema da bu kurallar çerçevesinde şekillenir.
Soru: Aristoteles’in “Poetika” adlı eserinde insana özgü olan üç etkinliği neler olarak belirlemiştir?
Cevap: Sinemada geleneksel anlatının dramatik yapısı ile bu yapının temel kuralları binlerce yıl öncesine, Aristoteles’in “Poetika” adlı yapıtına dayanır. Poetika, dram sanatının ve tragedyanın temel ilkeleri ile niteliklerinin anlatıldığı ilk eserdir ve Aristoteles bu eserinde insana özgü olan üç etkinliği tanıma, eylem ve yaratıcılık (teorik, pratik ve poetik) olarak belirler.
Soru: Geleneksel anlatıda öykünün temel ilkesi nedir?
Cevap: Geleneksel anlatı, akıl ve akılcılık temeli üzerine inşa edilen bir yapıdır. Öykü ve öyküyü oluşturan olay örgüsü neden-sonuç ilişkilerine göre düzenlenir ve temel ilkesi “sürekli ilerleme”dir.
Soru: Sinema sanatını çıkmaza sürükleyen temel neden nedir?
Cevap: Sinema sanatını çıkmaza sürükleyen temel neden film dilinin düzyazı olmaktan öteye gidememesi, yalnızca öykü anlatmanın aracı olarak kullanılmasıdır. Oysa modern sanatın ayırt edici özelliği ünlü Fransız yazar Andre Malraux’un (Aktaran:Kemal Özmen, 1983) deyişiyle, öykü anlatmayı reddetmesidir.
Soru: Çağdaş anlatı sinemasına giden yolda ilk dönüm noktası hangi akımdır?
Cevap: Çağdaş anlatı sinemasına giden yolda ilk dönüm noktasının, İtalyan Yeni Gerçekçiliği (1942-1951) olduğu söylenebilir ki, Gilles Deleuze’e göre bu akım, sinema için yalnızca bir dönüm noktası değil, apaçık bir devrimdir, sinemanın yeniden keşfidir. Akımın gerçekçiliğindeki yenilik, yalnızca profesyonel oyuncular yerine amatör oyuncularla çalışması, doğaçlamaya yer vermesi, kamerayı stüdyo dışına, sokağa çıkarması, düşük bütçeli filmler yapması, kurguda özel efektlere başvurmayı reddetmesi, belgesele yakın teknik vb. değildir. Yeni Gerçekçi Sinema, adı bu akımın kuramıyla birlikte anılan Zavattini’nin (Aktaran: Hakan Savaş, 2013a) dile getirdiği gibi, sinemada gerçeğe bakan gözün, bakışın kökten değişmesiyle açıklanmalıdır.
Soru: Yeni Gerçekçilik denilince akla ilk gelen ve akımın başyapıtlarından birisi olan film hangisidir?
Cevap: Yeni Gerçekçilik denilince akla ilk gelen ve akımın başyapıtlarından birisi olan De Sica’nın Bisiklet Hırsızları’nda konu yok denilecek kadar basittir, önemsizdir. Nihayetinde, geçinebilmek, eve ekmek götürebilmek için bisiklete ihtiyacı olan bir babanın, bisikletini çaldırması ve oğluyla birlikte çalınan bisikleti arayışlarının öyküsü şeklinde tek cümlede özetlenebilir bu filmin öyküsü.
Soru: “Gerçek, dramatik değildir; dram, dramatik olmayan ögelerin belli bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşur.” cümlesi sinemanın Dostoyevski’si olarak adlandırılan hangi Fransız yönetmene aittir?
Cevap: “Gerçek, dramatik değildir; dram, dramatik olmayan ögelerin belli bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşur.” Sinemanın Dostoyevski’si olarak adlandırılan Fransız yönetmen Robert Bresson’a (1975) ait olan bu cümle, her sanat dalı gibi sinema sanatının da kendi gerçeğini, gerçekliğini kurduğunu, oluşturduğunu anlatır.
Soru: Biçimci film kuramına göre sinemada anlamı yaratan temel öge nedir?
Cevap: Biçimci film kuramına göre sinemada anlamı yaratan temel öge “kurgu”dur.
Soru: Gerçekçi film kuramına göre sinemada önemli olan nedir?
Cevap: Gerçekçi film kuramına göre, sinemada önemli olan gerçekliğin bütünlüğüne, sürekliliğine ve çok katmanlı oluşuna saygı duyulmasıdır. Kamera çok katmanlı olan bu gerçekliğe dilediğince yaklaşıp uzaklaşabilir ve böylece izleyiciye gerçeği keşfetme, bulma, anlama olanağı sunar. Böyle bir sinema anlayışında ya da bu film dilinde, görüntü gerçeğe kattığından ötürü değil, gerçekte ortaya çıkardığından ötürü önemlidir.
Soru: Gerçekçi film anlayışının önemli kuramcılarından birisi olan Siegfried Kracauer’a göre sinemayı sanat yapan şey nedir?
Cevap: Gerçekçi film anlayışının önemli kuramcılarından birisi olan Siegfried Kracauer’a göre de sinemayı sanat yapan şey “kurtarılmış gerçeklik”tir. Yönetmen, kurguya başvurmadan da gözümüzün önünde durduğu hâlde göremediğimiz, fark etmediğimiz ayrıntıları kamerasını kullanarak kurtarabilir, yakalayabilir.
Ünite 8
Soru: Karikatür sözcüğünün anlamı nedir?
Cevap: Türk Dil Kurumu sözlüğünde, insan ve toplumla ilgili her tür olayı konu alarak abartılı bir biçimde veren, düşündürücü ve güldürücü resim olarak tanımlanır.
Türkçeye Fransızcadan geçen “karikatür” sözcüğü, İtalyanca “yüklemek” veya “şarj etmek” anlamına gelen “caricare” sözcüğünden türemiştir.
Soru: Karikatürün işlevleri nelerdir?
Cevap: Karikatür işlevleri;
• siyaset/propaganda,
• sosyal hiciv, yorum,
• mizahi eğlencedir.
Siyasi karikatürler, sansasyonel etkileri olan çizimlerle siyasi bir meselenin özünü yakalamayı amaçlar. Propagandacı karikatür, toplumdaki bölünmeleri vurgularken, siyasi bir bakış açısını vurgulayarak halkı kışkırtmayı ve katılımlarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Sosyal yorum
karikatürlerinde karikatürist, toplumun tamamını ya da bir bölümünü ilgilendirdiği herhangi bir konuda çelişkiyi öne çıkarmak için görüş bildirerek okuyucuların dikkatini çekmeye çalışır. Karikatür aynı zamanda kahkaha yoluyla mizahi eğlence için de kullanılır. Hem iğneleyici hem de olumlu kamuoyu görüşlerini ve tepkilerini ortaya çıkarmaya çalışır. İzleyicinin duygusal çekiciliğini ve görüntü estetiğini en üst düzeye çıkarmak için kelime oyunu, metafor, karşılaştırma ve alegori gibi retorik figürleri kullanırlar.
Soru: Karikatür sözcüğü ilk defa hangi yazar tarafından kullanılmıştır?
Cevap: Karikatür sözcüğü ilk defa İngiliz yazar Sir Thomas Browne’un 1716 yılında yayımladığı Christian Morals adlı kitapta geçmiştir.
Soru: Eski Mısır’da karikatür çizimleri nasıldır?
Cevap: Eski Mısır’da siyasal toplumsal ilişkilerini anlatmak için hayvan betimlemeleri insanları simgelemiştir. Papirüs ve kireçtaşı üzerine resmedilmiş başrolü kedi ve fare olan toplumsal birçok konunun işlendiği çizimler bugünkü karikatür
tanımına ne kadar da uyuyor.
Soru: Grotesk ne demektir?
Cevap: 1. Eski Çağ Roma yapılarında bulunan tuhaf, gülünç figürlerden oluşmuş
süsleme üslubu 2. Kaba gülünçlüklerden, tuhaf ve olmayacak şakalaşmalardan yararlanan, karşıt görüntüleri, bağdaşmaz
durumları şaşırtıcı biçimde birleştiren güldürü biçimidir.
Soru: Minyatür ne demektir?
Cevap: Yaygın olarak, el yazması kitaplardaki metni görselleştiren, metinde yer
alan bilgileri daha açık hâle getiren, figürler birbirini kapamayacak şekilde yerleştirildiği, kendine has boyama tekniği ve anlatım dili ile ince işlenmiş kitap resimleridir.
Soru: Belirli kusurlarını modele dökmek için insanları gözlemleyen ressam kimdir?
Cevap: Bilinen en eski modern karikatür örnekleri, belirli kusurlarını modele dökmek için insanları gözlemleyen Leonardo da Vinci tarafından verilmiştir. Bunlarda amaç, özgün olanın bir portreden daha vurucu olduğu izlenimi vermekti. Gian Lorenzo Bernini (1598-1680), yine bu alandaki ilk sanatçılardan biri olup bir insanı az çizgiyle mizahi olarak betimlemeyi başarmasıyla bilinmektedir. Karikatür sanatı, zamanla Fransa ve İtalya’daki kapalı aristokrat kesiminde yaygınlaştı.
Soru: Hiciv amaçlı deformasyon ile karakterize edilen çizim tekniğini kim kullanmıştır?
Cevap: Hiciv amaçlı deformasyon ile karakterize edilen çizim tekniği İtalyan Annibale Carracci’ye (1560- 1609) atfedilir. Bu çizimler, Bologna şehrinde yaşayan popüler tiplerin çeşitli çalışmalarıyla ortaya çıktı ve ölümünden sonra, karikatür kelimesinin yazıldığı bir gravür koleksiyonu yayınlandı.
Soru: Karikatürün propaganda aracına dönüştüğü yıllarda Avrupa’da neler yaşanmıştır?
Cevap: 1618 ile 1648 yılları arasında Orta Avrupa’da yapılan ve Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı Otuz Yıl Savaşları’nda karikatür boyut değiştirerek bir propaganda aracına dönüşmüştür. Bu dönemde matbaa geliştiği için broşürlerin arasına ayrı bağımsız parçalar olarak gravür baskılar konup etkin bir propaganda aracı olarak karikatürlerin ilk kez kullanıldığı görülmektedir. Fransa kralı XIV. Louis’in1685’te Protestanlığı yasakladığında sembolik imgelerin kullanıldığı gravürlerin propaganda değerini anladı ve anonim bir dizi ürettirerek dağıtımını sağladı “Resim 8.12”. Kral karşıtları, XIV. Louis’in propagandasını çürütmek, Fransız sarayıyla alay etmek ve siyasetine
karşı çıkarak yine gravür karikatürleri gücünü etkin olarak kullanmışlardır. Bunun iyi bir örneği, 1691’de Amsterdam’da yayınlanan ve Fransa’daki Protestan karşıtı baskının figürlerinin on altı karikatürünü içeren
Les Héros de la Ligue adlı ünlü eserdir. Bu karşıt eserlerde kral ve yandaşları dinî meselelere gerçek bir saygı duymadan kendi siyasi gündemlerini geliştiren ayyaşlar ve savurganlar olarak tasvir ediliyor. Gravürler o
kadar başarılıydılar ki koleksiyonlarda yerlerini alabilmek için yeniden üretildiler.
Soru: Modern anlamda ilk gerçek karikatüristler kimlerdir?
Cevap: Ressamlar tarafından vasat bir tür olarak kabul edilen karikatür, grafik sanatların genişlemesi ve 1750’lerde Londra’da ortaya çıkan tasarımcıların, illüstratörlerin ve matbaacıların profesyonelleşmesiyle gelişti. Modern anlamda ilk gerçek karikatüristler, Henry William Bunbury, James Sayers, James Gillray, Thomas Rowlandson, Isaac ve George Cruikshank, Ressam William Hogarth’ın manevi mirasçılarıdır. İngiliz hiciv baskısının babası olarak kabul edilen Hogarth, dünyevi ortamların diğer yüzünü, (gecekondular, kabareler, kumarhaneler, genelevler) gerçekliğini, siyasetin yapay ortamlarının gizli yüzünü gösteren ilk sanatçılardan biridir. William Hogarth (1697-1764) önemli bir İngiliz ressam, baskıcı, resimsel hicivci
ve editör-karikatüristtir. Karikatür gibi serili sanat ların öncüsü olarak kabul edilir. Eserleri arasında eşsiz değerde gerçekçi portrelerden “modern
ahlaki konular” üzerine karikatür tarzı serilere kadar birçok farklı çalışması vardır. Bazen acımasız da olabilen çalışmalarının çoğu dönemin politikası
ve değerleriyle dalga geçen eleştirilerdir. Bu tarz çizimlere genelde onun adından gelen Hogarthçı ya da Hogarth tarzı denmektedir. William Hogarth dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren, konuşma balonları hazırlayan ressam olarak bilinmektedir.
Soru: Dünya’da yayımlanan ilk karikatür kitabı nedir?
Cevap: Dünyada yayımlanan ilk karikatür kitabı İngiltere’de basılan ve Mary Darly’nin Karikatürler Kitabı (A Book of Caricaturas -1762) adını verdiği eserdir. Yine 18. yüzyılda bu alanda uzmanlaşan İngiliz Thomas Rowlandson (1756-1827) ve James Gillray (1757-1815) gibi isimler de önemli eserler vermiştir. 1789 ve 1815 arasında, karikatüristlerin
en yaygın konuları Fransız Devrim’in aşırılıkları ve Napolyon’du; Napolyon, dehasını kutlamak veya düşmanlarıyla alay etmek karikatürlerin genel çerçevesini oluşturuyordu.
Soru: Armutlar (Les Poires) karikatürünün özelliği nedir?
Cevap: Fransa’da Kasım 1831’de Philipon tarafından çizilen ve daha sonra Daumier tarafından ele alınan Armutlar (Les Poires) karikatürü, Cumhuriyetçilerin -Monarşi rejimine karşı çıkanlara karşı baskı yasalarıçıkaran burjuva Louis-Philippe figürüne karşı- mücadelesinin bir simgesidir. Karikatür 19. yüzyıl boyunca, eski düzene özlem duyan toplumsal ve gerici bir muhafazakârlık karşısında büyük cumhuriyet ilkelerinin yavaş ve zor inşasıyla uzlaşmak zorunda kaldı.
Soru: Thomas Nast’ın eserlerini ünlü kılan nedir?
Cevap: Fransa’da Kasım 1831’de Philipon tarafından çizilen ve daha sonra Daumier tarafından ele alınan Armutlar (Les Poires) karikatürü, Cumhuriyetçilerin -Monarşi rejimine karşı çıkanlara karşı baskı yasaları çıkaran burjuva Louis-Philippe figürüne karşı- mücadelesinin bir simgesidir. Karikatür 19. yüzyıl boyunca, eski düzene özlem duyan toplumsal ve gerici bir muhafazakârlık karşısında büyük cumhuriyet ilkelerinin yavaş ve zor inşasıyla uzlaşmak zorunda kaldı. Günümüzdeki Noel Baba imajı, karikatürist Alman asıllı Amerikalı Thomas Nast’ın 3 Ocak 1863 tarihli Harper’s Weekly dergisinde yayımlanan çizimlerine dayanır. Nast’ın çizimleri ise 1822’de Amerikalı şair Clement Clarke Moore’un yazdığı kabul edilen ve ölümünden sonra kendisine atfedilen, “A Visit from Saint Nicholas” (Aziz Nikola’nın Ziyareti) ya da “Twas the Night Before Christmas” (Noel’den Önceki Geceydi) olarak bilinen şiirden esinlenmiştir. Popüler Noel Baba imajı, çizer Haddon Sundblum’un, 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırladığı çizimlerle son hâlini almıştır. Sundblum’un Noel Baba’sı; şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalıydı. Nast’ın karikatürlerinde şiirden esinlenmesi karikatür ve edebiyatın iç içe gelişiminin güzel bir örneğidir. Tarih boyunca edebiyat ile
karikatürün arasında güçlü bir ilişki vardır. Farklı alanlar birbirini basamak olarak hep kullanmıştır. Nast’ın Clement Clarke Moore’un şiirlerinden
çıkarttığı Aziz Nikola karakteri Sundblum’un Noel Baba’sına dönüşerek popüler kültürün müthiş bir pazarlama karakterini doğurmuştur.
Soru: Ünlülerin küçücük bedenler üzerine kocaman kafaları çizmesine öncülük eden 19. yüzyıl Fransız karikatüristi kimdir?
Cevap: André Gill, ünlülerin küçücük bedenler üzerine kocaman kafaları çizmesine öncülük eden 19. yüzyıl Fransız karikatüristiydi. Bu uygulama,
yaşadığı yüzyılda ve sonrasında hemen hemen her karikatürcüyü etkilemiştir. Hayatı boyunca, mahkeme davalarına ve bir keresinde baş editörünün hapsedilmesine yol açan tartışmalı siyasi karikatürleriyle tanınıyordu. The Man of the Day adlı bir dizi için portreler çizdiği haftalık dört sayfalık La Lune gazetesi için yaptığı çalışmalarla tanındı. 1865’ten 1868’e kadar La Lune için çalıştı. La Lune yasaklandığında, 1868’den 1876’ya kadar L’Éclipse dergisi için çalıştı. Gill ayrıca ünlü dergi Le Charivari için çizdi.
Soru: XXI: Yüzyılda karikatür içerik olarak nasıl bir yöne doğru evrilmiştir?
Cevap: Yirminci yüzyıl başlarında karikatür içerik olarak daha çok haberleri görselleştirmeye yönelik gazetecilik ve “çizgi roman” işine dönüştü. Bu değişim daha sonraları da hareket kazanarak “çizgi film” boyutuna atladı.
Bir yirminci yüzyıl sanatı olarak doğan, edebiyat ve resmin birleşiminden daha öteye giderek kendi kurgu, anlatım ve görsel biçimini yaratan anlatı
sanatı çizgi romanın ilk örneği olarak genellikle Richard Felton Outcault’in “The Yellow Kid(Sarı Çocuk)” (1896) gazete bandı gösterilir. Daha önce
yazılı basında yer alan bazı denemelerden Yellow Kid’i ayıran özelliği, devamlı bir karakter olarak bantta görülen küçük çocuk etrafında gelişen anlatıda ilk defa çizim içine yerleştirilmiş konuşma balonlarının yer almasıydı. Amerikalı çizgi roman sanatçısı Richard Felton Outcault, medyanın
öncülerinden biriydi. Tekrar eden bir karakter etrafında dönüyordu, günlük olarak yayımlandı ve günümüzün çizgi roman tanımının tüm özelliklerini bir araya getirdi. Daha da önemlisi, çizgi roman endüstrisini başlatmaktan tek başına sorumluydu. ‘Sarı Çocuk’ o kadar popülerdi ki insanlar sadece “komik sayfaları” okumak için sayı satın aldı. Yakında ABD’deki ve dünyadaki her gazetenin kendi çizgi roman sayfaları olmasının yolunu açtı. Outcault, karikatüristlere çalışmaları için ödeme yapılabileceğini ve bundan geçimini sağlayabileceğini kanıtladı. Aynı zamanda işin dezavantajlarını yaşayan ilk karikatürist oldu. Telif hakkı sorunları için savaşmak zorunda kaldı, yayıncıları tarafından istismar edildi.
Soru: Reklam afişi nedir?
Cevap: Reklam Afişleri: Ticari bir faaliyet gösteren herhangi bir ürün ya da hizmet üretip hedef kitlesine pazarlamak isteyen kurum ve ürün tanıtımlarının yapıldığı tür afişlerdir. İçerik olarak doğrudan ürün ve hizmet gösterildiği gibi dolaylı anlatım yaparak kavramsal içerikler de tercih edilebilir.
Soru: Kültürek afiş nedir?
Cevap: Herhangi bir kültürel etkinliğin ilanı için tasarlanan afiş türleridir. Tiyatro, sinema, sergi, konser, sempozyum, kongre, yarışma gibi kültürel etkinliklerin duyurularını yapmak amacıyla tasarlanırlar. Kültürel afişlerde etkinliğe ait bilgiler, katılımcılar, yer, tarih, düzenleyiciler gibi bilgiler bulunur.
Tasarımlarında kavramsal yalın içerikler kullanılabildiği gibi oldukça detaylı doğrudan içerik bilgileri de kullanılabilir.
Soru: Sosyal afiş nedir?
Cevap: Konusu genelde toplumun en azından bir bölümünü ilgilendiren bir durumla ilgili farkındalık yaratmak için tasarlanan afiş türleridir. Çoğu zaman bilinen bazen de hiç bilinmeyen bir toplumsal durum hakkında hatırlatma, bildirme, öğretme, gösterme, belirtme gibi amaçlarla ortaya çıkarlar. Kimi zaman çözüm önerileri de içinde bulundurabileceği gibi çoğu zaman sadece durum tespiti yaparlar. Diğer afiş türlerinin dışında negatif durum oluşturma, rahatsız etme, hatta açıkça toplumun bir kesimini dışlamak gibi durum sergiledikleri gözlenir. Protesto afişleri de sosyal afiş tasarımları içinde yer alırlar.
Soru: Litografi nedir?
Cevap: Litografi/litografya/taş baskı: Kireç taşı üzerine yağlı mürekkeple çizilmiş şekil ve yazıların basım sanatı. Taş baskıya el litografyası da denir. Taş baskı, modern ofset litografyanın başlangıcıdır. Taş baskı tekniğinin esası, yağın suyu itmesi özelliğine dayanır.
Soru: Litografinin icadı neyin gelişmesine sebep olmuştur?
Cevap: 1796 civarında Alman Litograf Alois Senefelder tarafından litografinin
icadı, daha büyük formatların ve özellikle renklilerin ortaya çıkmasına ve maliyetlerin düşmesine imkân sağlamıştır.
Soru: Afiş tasarımı bugünkü kimliğini hangi ressamlardan etkilenerek almıştır?
Cevap: Afiş tasarımı bugünkü kimliğini, 19. yüzyılın sonunda Jules Chéret veya Alphonse Mucha gibi ressamlar ve Toulouse-Lautrec gibi artık onu bir ifade aracı olarak kullanmaktan çekinmeyen ressamlarla kazandı.
Bu ilk dönem afişlerinin konusu genelde kabare, müzikal gibi gösteri sanatları oluşturuyordu. Rokoko sanatçılarının eserlerinden etkilenen Jules
Chéret (1836-1932), modern afişin babası olarak nitelendirilmektedir. O dönemde ne kadar çok talep gördü ki; tiyatro, kabare, belediye festivalleri ve kozmetik, eczacılık ürünleri ve demir yolu şirketleri için birçok reklam afişi tasarladı. Chéret reklam afişlerinde farklı konularda reklamını yaptığı ürünü genellikle neşeli, zarif, canlı kadın figürleri kullanarak tasarladı. Çalışmaları daha popüler hâle geldikçe ve özgür ruhlu kadınları gösteren büyük posterleri daha geniş bir izleyici kitlesi buldukça, uzmanlar onu Chéret’i “kadın özgürlüğünün babası” olarak adlandırmaya başladı. Chéret’in afişlerinde kadınlar daha önce sanatta tasvir edilmedikleri seviyede
konumlandırılmış ve eskiden tabu olan faaliyetlere katılabildikleri bir atmosferin habercisi olarak tasarlanmışlardır. Bu açıdan Chéret’in afişleri dönemin toplum yapısını oluşturmada önemli bir rolü olmuştur (Presbrey,
Frank. (1929). The History and Development of Advertising. New York: Doubleday, Doran and Company). Art Nouveau afişleri ve grafik sanatları, renkli litografi ve renkli baskı teknolojileri sayesinde gelişti ve üslubun
önemli bir aracı hâline geldi. Sanat artık galerilerle sınırlı değildi, duvarlarda ve resimli dergilerde görülebiliyordu. İsviçreli sanatçı Eugène Samuel Grasset (1845–1917) tasarım alanında yaratıcı ürünler vermiştir. Resimli siyasi afişin yaratıcısı olarak da bilinen Grasset Art Nouveau tasarımının öncülerinden kabul edilir.
Soru: Lucian Bernhard kimdir?
Cevap: Alman grafik tasarımcısı, yazı tasarımcısı, profesör, iç mimar ve sanatçı Lucian Bernhard, 20. yüzyılın ilk yarısında stilize görüntü ve düz renk kullanarak Plakatstil (poster stili) olarak bilinen tasarım stilinin
yanı sıra görüntüyü yalnızca mesajı taşıyan nesne ve konuya odaklayarak yalın bir dil oluşturulmasında öncülük etmiştir. Sachplakat olarak da bilinen Plakatstil 1900’lerde Almanya’da ortaya çıkan erken bir afiş sanatı tarzıydı. 1906’da Berlin’den Lucian Bernhard tarafından başlatıldı. Bu stilin ortak özellikleri, düz renklerle cesur ve göz alıcı yazılardır. Şekiller ve nesneler basitleştirilmiştir ve kompozisyon merkezi bir nesneye odaklanır. Plakatstil, Art Nouveau’nun karmaşıklığından uzaklaştı ve afiş sanatına daha modern bir bakış açısı getirdi. Ünlü Plakatstil sanatçıları arasında Ludwig Hohlwein, Edmund Edel, Ernst Deutsch-Dryden, Hans Lindenstadt, Julius Klinger, Julius Gipkens, Paul Scheurich, Karl Schulpig ve Hans Rudi Erdt bulunmaktadır. Sachplakat’ın sonraki ustası Otto Baumberger’di.
Soru: Konstrüktivizmin kurucusu kimdir?
Cevap: Aleksander Mikhailovich Rodchenko (1891-1956) Rus sanatçı, heykeltıraş, fotoğrafçı ve grafik tasarımcısı, konstrüktivizmin kurucusudur. En çok bilinen çalışması, okuma yazma oranlarını yükseltmeyi amaçlayan bir devlet projesine ait yaptığı sosyal afiş çalışmasıdır. Konu insanların okumasını sağlamaksa ve bunu bilmeyen insanlara tasarım yapıyorsanız işin hiç de kolay olmadığı söylenebilir. Rodchenko dinleyicileriyle onların seviyelerinde konuşulacağını biliyordu ve bu karışık durumu çözümlemek için görsel
iletişimin temel elemanlarını kullanarak hikâyeyi en basit şekilde anlatmanın yolunu kullandı. Bu tasarımda Rodchenko fotoğrafçı yönünü de kullanarak afişin temelini model olarak kullandığı Lilya Brik’in portresiyle oluşturdu. Lilya Brik, o zamanın birçok sanatçısı için bir ilham perisiydi. Yuvarlak bir yüzü, iri yuvarlak gözleri, başörtüsüyle dünyayı birlikte değiştirebiliriz ruhunu taşıyan komşu kızı duygusunu somutlaştırıyordu. Lilya’nın ağzından çıkan çizgiler, mesajını sokaklara fırlatan bir megafonu çağrıştırıyor.
Rodchenko’nun kullandığı mavi, yeşil ve kırmızı da aciliyet yaratırken, geleneksel renklerin bu kombinasyonu aynı zamanda güven ve siyasi parti hedeflerini de ima ediyor. Kullanılan ana renkler ilkokul çocuklarının sahip olduğu pastel boya kalemlerindeki renkleri hatırlatırken temel öğrenme dürtüsünü de devreye sokuyor. Posterdeki kırmızı “kitaplar” kelimesi ve etrafındaki kırmızı aktif alanlar, bu yeni program için coşku uyandırırken lacivert; bilgiyi, güvenilirliği, gerçekliği, yeşil; insanlık değerlerine hitap ediyor. Afiş “Bu hanımefendi ve devlet sizin için en iyisini biliyor ve bu da eğitimdir” mesajını basit ve samimiyetle kitlesine aktarmıştır. Rodchenko, devletin başlattığı programlarlahalkının refahını artırma hedefine inanıyordu ve bu sosyal kampanyaya bu ikonik posterle büyük katkı sağlamıştır. Tasarımcının içinde üretim yaptığı projeye inanması motivasyonunu artırarak etkili bir sonuca ulaşmasında çok önemli bir noktadır.
Soru: Yakınsak ve ıraksak düşünme nedir?
Cevap: Yakınsak Düşünme: Yalnız ve tek bir doğruya bağlı, yoruma gerek bırakmayan, herkesin aynı cevabı doğru kabul ettiği düşünme yöntemi olarak tanımlayabiliriz. Yakınsak düşünme aynı zamanda İçe Doğru Düşünme olarak da adlandırılır.
Iraksak Düşünme: Tek doğrunun olmadığı, yoruma dayalı olabilen, hayal gücünün de kullanılabileceği, var olan bilgiye dayanılarak değişik yanıtların üretilmesinin sağlanabileceği düşünme yöntemi olarak tanımlayabiliriz. Iraksak Düşünme aynı zamanda Dışa Doğru Düşünme olarak da adlandırılır.
Soru: Eleştirel düşünmenin ilkeleri nelerdir?
Cevap: Ohio Üniversitesi’nden Profesör Larry Larson tarafından Journal of Biological Education 1990’da yayımlanan makalede, eleştirel düşünme yaklaşımının hedefleriyle ilgili aşağıdaki ilkeler tanıtıldı. Bu ilkeler, düşünme adımlarına geçmeden önce eleştirel düşünme için kılavuz niteliğindedir:
• Durumla ilgili tüm gerekli bilgileri toplanmalı
• İlgili tüm terimler anlaşılmalı ve net bir şekilde tanımlanmalı
• Bilgi toplamak için kullanılan yöntemler ve mevcut sonuçları sorgulanmalı
• Ön yargılar ve değerler dahil olmak üzere varsayımlar sorgulanmalı
• Gerçeklerin kaynağını sorgulanmalı
• Mualif görüşler sorgulanmalı
• Durumun parçalarına ve fazlasıyla büyük resmine bakılmalı
• Nedenler ve sonuçları sorgulanmalı
• Çeldiricilere dikkat edilmeli
Soru: Yaratıcı düşünme ne anlama gelmektedir?
Cevap: Yaratıcı düşünme, boşluklar, paradokslar, fırsatlar, zorluklar veya endişelerle karşılaşmayı ve kavramlar arası anlamlı yeni bağlantılar aramayı içerir:
• çok sayıda olasılık,
• farklı bakış açıları,
• olağandışı durum tespitleri,
• geniş ve zengin ayrıntılar.
Soru: Odaklanmak için uygulanan temel kurallar nelerdir?
Cevap: Odaklanma yaklaşımlarında görsel iletişim tasarımcıları olabildiğince pozitif olup seçenekleri yaşatma temelli bir tavır sergilemelidirler. Aksi durumda olumsuz tavır, seçeneklerin nasıl iyileştirilebileceğini, güçlendirilebileceğini veya geliştirilebileceğini düşünmeden birbiri ardına reddederek her düşüncenin yalnızca zayıflıklarını görebilir. Böyleyikle odaklanma sonunda geriye bakıldığında seçeneğin kalmadığı görülebilir. Negatif bir bakış açısının hissizleştirici, olasılıkları ezici etkisinin üstesinden gelmeye yardımcı olmak ve odaklanmak için aşağıdaki dört temel kural uygulanır:
1. Fikirleri olumlu değerlendirme - yapıcı analiz: Bu üretilen her seçeneği eleştirmeden kabul etmek anlamına gelmez. Görsel iletişim tasarımcısı için seçeneklerin güçlü veya olumlu yönlerini aramak öncelikli olmalıdır. Duruma olumlu tarafından yaklaşılıp seçeneğin avantajları veya güçlü yanları sorgulanmalıdır.
2. Bilinçli ve açık olmak: Eleştirel düşünme, etkili bir yaratıcı düşünme sürecinin önemli bir parçasıdır. Etkili odaklanma, seçim yapmayı ve karar vermeyi de içerir. Görsel iletişim tasarımcısı yaklaşımında bilinçli ve kararlı ise süreç çok daha kolay ve genellikle daha az gerilimli geçer.
3. Fikirde hem yenilik hem de uygunluk: Başarılı bir görsel uygulama için potansiyele sahip gelecek vaat eden seçeneklerde hem yenilik hem
de duruma uygunluk aranmalıdır. Bazı fikirler çok yeni ama konuya uygunluk bakımından zayıflık taşıyorsa verilmek istenen mesajdan uzaklaşmak anlamına gelir. Aksine yeni bir fikir olmayıp konuya uygun olan seçenekler de daha önce rastlanan sıradan, klişe yapılar olarak ortaya çıkacaktır.
4. Rotada kalmak: Görsel iletişim tasarımcısı seyahat eden bir gezgin gibi, gözlerini sürekli son aşamada ulaşacağı hedefinde tutmalıdır. Nereye gideceğini bilmiyorsa insanlar kaybolup başka yerlere gidebilirler. Bazen, insanların rotadan sapma konusunda yaşadıkları heyecan ve coşku, başlangıçtaki amaçlarını gözden kaçırmalarına neden olur. Ancak, tasarımcı süreç boyunca kendine odak noktasını hatırlatarak rotasını kaybetmemesi gerekmektedir